Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği

Haklar ve Özgürlükler Kısıtlanamaz, Egemen İradenin İnsafına Bırakılamaz!

Haklar ve Özgürlükler Kısıtlanamaz, Egemen İradenin İnsafına Bırakılamaz!

Hükümet tarafından “Demokratikleşme Paketi” olarak sunulan düzenlemelerde “devlet” refleksinin baskın çıktığı görülmektedir.

Pakette dini özgürlüklerle ilgili sınırlı ve dayatıcı düzenlemeler yapılmış, özellikle Kürt sorunu çerçevesinde çözüm süreci iddialarına rağmen son derece sınırlı müdahalelerle yetinilmiş, devlet sopasının her zaman halkın ve siyasetin üzerinde tutulduğu hatırlatılmıştır.

Okullarda “andımız” uygulamasının kaldırılması elbette olumlu bir adımdır ancak bütün ders müfredatlarının “andımız”daki ezberleri tümüyle ve daha da derinlikli olarak tekrar ettiği hesaba kattığında uygulama ve zihniyetin devam edeceği gerçeği görülmelidir.

Kamuda polis, asker ve yargı mensupları dışında başörtüsü yasağının kaldırılması; bazı meslek gruplarının dini inanç alanının dışında tutulabileceğini kabul edip imanî bağlılığı devre dışı bırakmaya yeltenmektir, Allah karşısındaki durumu Kur’an’la kayıt altına alınmıştır. Bu uygulama asla kabul edilemez. Ayrıca herhangi bir yasal zemini olmamasına rağmen keyfi olarak sürdürülen kamu çalışanlarına dönük başörtüsü yasağı bu düzenlemeyle “resmi kıyafet giyen” kamu personelleri için yasal bir gerekçe kazanmış olacaktır. Yine ilk, orta ve liselerde devam eden başörtüsü yasağı da ayrı bir zulümdür, bu hususta da aynı mantık yürürlüktedir.

“Çözüm Süreci”nde olduğu iddia edilen Kürt sorunu için açıklanan paket, devlet irade ve refleksini bir kez daha karşımıza koymuş, klavye düzenlemesi ve “ özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitim” gibi topu taca atan bir düzenlemeyle asıl mevzulara teğet geçmiştir. Başta Kürt halkı olmak üzere farklı dilleri konuşan halkların vergileriyle finanse edilen Milli Eğitim Bakanlığının okulları yerine özel okullar için böyle bir iznin çıkması manidardır. Buradan hem eğitimin piyasalaşmasına ilişkin geleceğe dönük bir işaret vardır hem de yoksul ailelerin yine en temel haklarından bir kez daha mahrum edileceği gerçeği vardır. Bu, utanç verici bir zihniyettir.

Yerleşim yer adlarının iadesi olumlu bir adım olsa da Kürt halkının temel siyasal-sosyal taleplerini karşılamayan, Kürt siyasetçilerinin yasaklılık-tutukluluk gibi hali hazırdaki sorunlarına ilişkin herhangi bir şey söylemeyen, birçok problemin temel nedeni olan TMK’ya ilişmeyen düzenlemelerden kimseye hayır gelmez, egemen iradenin halk üzerindeki vesayeti devam eder.          

Gözden kaçırılmaması gereken bir başka husus da, küresel hegemonyanın bir ayağı olmaya devam edildikçe bireysel özgürlüklerin verilmesinin hiçbir anlamının olmayacağıdır. Bu zaten batıda çoktan beri modellenen bir durumdur. Özgürlük yerelden küresele doğru iç içe geçmiş, birbiriyle bağlantılı halkalardan oluşur ki herhangi birinin yokluğunu görememek hüsrana sebebiyet verecektir.  

Halkın temel hak ve özgürlüklerinin siyasetin iki dudağı arasına hapsedildiği; büyük tantanalarla açıklanıp sadra şifa olmayan paketler üzerinden muhalif İslami çevrelerin sisteme eklemlenmesi arzulanmaktadır. Adil ve özgür bir dünyanın, yerel ve küresel egemenlere karşı sürdürülecek tutarlı bir mücadele ile mümkün olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır.

TOKAD

[Toplumsal Dayanışma, Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği]        

Yorumunu bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir