Anasayfa » 2008 » Derneğimizden Haberler:

Hz. Peygamber’in Konumu ve İçtihatları

29 Ağustos 2008 2008, Seminerlerimiz Yorum Yap

TOKAD’ın bu haftaki seminerini Hz. Peygamber’in konumu ve örnekliği konusuyla Özgür-Der Çorum Şube Başkanı Bülent Gökgöz sundu.

Gökgöz, Kur’ânî temellerinden hareketle Hz. Peygamber’in konumunu, vahyin hayata aktarımındaki rolünü ayetler ve pratik örneklikler eşliğinde anlattı. Hz. Peygamber’in içtihatları üzerinde duran Gökgöz, gaybî alanlarda herhangi bir içtihadın sözkonusu olamayacağını, fiiliyatla ilgili itihatlarının mutlaka bir Kur’ânî temele dayanması gerektiğini ifade etti.

Hz. Peygamber’in içtihatlarının bağlayıcılığı hususunda, illeti devam eden ve Kur’an’la onaylanan içtihatların bağlayıcı olduğunu bunun dışında beşerî ve dönemsel durumlarla ilgili içtihatlarının herhangi bir bağlayıcılığının olmadığını ancak bu içtihat çabalarının pratikteki açılım ve aşamalar bakımından örnek değerinin olduğunu belirtti.

Çokça tartışılan namaz, hac gibi ibadetleri bu çerçevede değerlendiren Gökgöz, bu ibadetlerin zaten devam edegelen bir forma sahip olduğunu Allah’ın onayını alan Peygaberî uygulamanın da mütevatir olarak günümüze kadar ulaştığını ve spekülasyonlara meydan bırakacak bir boşluğun oluşmadığını vurguladı.

Hz. Peygamber’in içtihatlarının bir kısmının ilahi tenkit aldığına işaret eden Bülent Gökgöz, önemli olanın içtihatlardaki usulü kavramak olduğunu ifade etti. Hz. Peygamber’in içtihatlarına sahabenin de değişik tepkiler verdiğini dile getiren Gökgöz, içtihatların temelinde yatan usûlî hikmetleri o dönemde de göremeyip şekillere takılan müslümanların bulunduğunu hatırlattı.

Seminerin bol örnek ve şemalarla desteklenmesi katılımcılar tarafından verimliliği artıran özellik olarak değerlendirildi.

Dört Halife Dönemi

22 Ağustos 2008 2008, Seminerlerimiz Yorum Yap

TOKAD’ın bu haftaki seminerini “Dört Halife Dönemi” konusuyla Mustafa Kıyak sundu. İdeal devlet ve siyasi yönetim konusunda bir girişten sonra Kıyak, Rasulullah öncesi hayatta Arap kabileciğine değindi. Hz. Peygamberin her türlü cahili değere savaş açtığını belirtti. Halife seçiminde yaşanan kargaşada cahili siyasi ve içtimai değerlerinin nasıl etkili olduğunu örneklerle açıkladı.

Varılmak istenen sonuç ne kadar İslami olursa olsun kullanılan vasıtaların da o denli İslami olması gerektiğini vurgulayan Kıyak,  sırasıyla Hz Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali dönemleri siyasi olaylarına değindikten sonra, Hz. Peygamberin uygulamalarıyla diğer dört halife arasındaki uygulama farklılıklarının altını çizdi.

Sahabe, sahabe olduğu için eleştirilemez düşüncesinin hiçbir manada Kur’an’la örtüşemeyeceğini, Müslümanların geçmişin ipoteğinden kurtularak, yaşananlardan gerekli dersi almaları gerektiğini hatırlattı.

Seminer katılımcıların soru ve değerlendirmeleriyle sona erdi.

İlk Dönem Siyasi Hadiselerinin Din Anlayışlarına Etkileri

15 Ağustos 2008 2008, Seminerlerimiz Yorum Yap

Bu haftaki TOKAD eğitim seminerini “İlk Dönem Siyasi Hadiselerinin Din Anlayışlarına Etkileri” konusuyla Ahmet Örs sundu.

Ahmet Örs konuşmasına müslümanların, tarihlerini menkıbevi üslupula okumayı terk etmesi gerektiğini söyleyerek başladı be “Bugün yaşadığımız problemlerin temelinde ilk dönem siyasi çekişmelerinin rolü çok büyüktür.” dedi.

Hz. Peygamber’in vefatından sonra Ensar’ın iktidarı ele geçirmek için toplandığı Benî Saîde çardaklığına gelerek hilafetin, peygamberin kavmi olduğu gerekçesiyle Kureyş’te olması gerektiğini söyleyen Ebubekr, Ömer ve Ebu Ubeyde’nin dayanaklarının cahiliye tutumlarından izler taşıdığını, dolayısıyla ilk dönem müslümanlarının İslami siyasi yapıyı kuramadıklarını söyleyen Örs, ilk halife seçiminde yaşanan sıkıntıların gelecek dönemleri de etkilediğini belirtti.

Müslümanların kabilevi gerekçelerle yönetime gelmek istemelerine Hz. Ali’nin tavrının da ilginç bir örnek olduğunu ifade eden ve onun oldu bittiyle seçilen ilk halifeye uzun süre biat etmeyerek “Bu işte bizim de payımız olduğunu düşünüyoruz.” şeklindeki itirazının en makul olabilecek isimlerin bile siyasi konularda hatalı tavırlara yönelebileceğini, daha sonraki kuşakların bu hatalı tavırları dini bir meseleye dönüştürüp keskin ayrılıklara sebep olarak gördüklerini vurgulayan Örs, sistematik bir siyaset anlayışı yerine Kureyş’e verilen ilahi bir hak olarak görülen hilafet rejiminin başlamadan iflas ettiğini ve gelecek kuşakların kurulmuş bir siyasi sistem nimetinden mahrum kaldıklarını ifade etti.

Peygambersiz hayata alışamayan müslümanlar arasında cereyan eden savaşların büyük travmalara sebebiyet vermesinin “büyük günah” kavramı çerçevesinde yeni tartışma alanları doğurduğunu, Haricilerin sistematik tekfirci tavırlarının lehte ve aleyhte ekolleşme/hizipleşmeyi körüklediğini, kişi karizmasını imani bir mesele olarak gören Şia anlayışının yanında kötülükleri kadere havale eden anlayışların türediğini, terkipçi bir mantıkla şekillenen Ehl-i Sünnet düşüncesinin İslam düşüncesinde merkeze oturarak otoriter siyasi yaklaşımların kalıcı bir siyaset felsefesine dönüştüğünü söyleyen Örs, bugün Müslümanların oluşturduğu birliktelikler için de ilk dönem siyasi çekişmelerinde yaşanan tecrübelerin önemli tecrübeler toplamı olduğunu vurgulayarak seminerini tamamladı.

Öncü Şahsiyetler: Seyyid Kutub ve Ali Şeriati

8 Ağustos 2008 2008, Seminerlerimiz Yorum Yap

Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği (TOKAD) tarafından, her pazar günü düzenlenen eğitim seminerleri, bu hafta yapılan “Öncü Şahsiyetler: Seyyid Kutub ve Ali Şeriati” konulu sunumla devam etti.

Semineri sunan İlyas ÇETİN öncelikle Seyyid Kutub’un hayat hikâyesini anlattı. Daha sonra Seyyid Kutub’un düşünsel gelişiminin aşağıdaki şekilde 3 aşamada incelenebileceğini ifade etti:

1) Eserlerini daha ziyade batılı bir perspektifle yazmış olduğu, 35 yaşına kadarki edebiyatla ilgilendiği dönem.

2) 1940’lı yıllardan sonra, Mevdudi ve Nebhani gibi Müslüman düşünürlerden etkilendiği, Müslüman Kardeşler Hareketi içinde yer aldığı ve İslami kimliğinin belirginleştiği dönem.

3) 1960’lı yıllardan sonraki Kur’an merkezli bir İslam anlayışının ve İslami mücadele bilincinin netleşmiş olduğu olgunluk dönemi. Bu dönemde yazmış olduğu “Yoldaki İşaretler” isimli eseriyle evrensel İslami uyanış sürecine çok ciddi kazanım ve açılımlar sağladığını ve bu dönemde ulaşmış olduğu “ahad haberin yani hadislerin itikadda delil olarak alınamayacağı” tespitinin O’nun akidevi netliğini göstermesi bakımından önemli olduğunu belirtti.

Seyyid Kutub’un gerek Türkiye’de, gerekse diğer İslam coğrafyalarında daha çok “davasından ödün vermektense darağacını göz alabilen “ adanmışlık bilinciyle tanındığı ancak Müslümanlar açısından O’nun olgunluk dönemindeki düşüncelerinin anlaşılmasının ve analiz edilerek geliştirilmesinin çok daha önemli olduğunu vurguladı.

Daha sonra Türkiye’de tanınması ve Türkiyeli Müslümanlar üzerindeki etkilerinden bahseden konuşmacı; konuşmasının sonunda O’na yönelik eleştiriler üzerinde durdu. Gerek önceki İslami kimliklerinden eski cahili anlayışlarına rücu edenlerin; O’na yönelik “3. dünya ideologu” yada “soğuk savaş dönemi islamcısı” gibi eleştirilerin, gerekse de mezhepçi ve mukaddesatçı kesimlerin “reformistlik, sapkınlık, sosyalistlik hatta kafirlik gibi” ithamlarının haddini bilmez yaklaşımlar olması nedeniyle üzerinde durulmayı dahi hak etmediğini belirtti. Ancak İslami duyarlılık sahibi kesimlerin samimi olarak yöneltmiş oldukları eleştirileri aşağıdaki şekilde sıraladı ve eleştirilere cevap vererek Seyyid Kutub’la ilgili bölümü tamamladı:

1) Cahili toplumdan kaynaklanan sorunları görmezden gelme eğilimi olan “reddiyecilik” eleştirisi. O’nun düşüncelerinin ve yaşam mücadelesinin bütüncül olarak incelendiğinde, bu anlayışın doğru olmadığının görüleceğini ifade etti.

2) Düşüncelerinin Mısır şartlarında yaşamış olduğu zor şartlar ve işkenceler neticesinde keskinleştiği dolayısıyla Türkiye şartlarına uymadığını söyleyen “yerellik” eleştirisi. Bu konuda da O’nun “Cahiliye Toplumu”, “Öncü Kur’an Nesli” ve “Akidevi Netlik” gibi temel tezlerinin İslam’ın evrensel mesajından beslendiğini bu sebeple bu eleştirilerin de ölçüsüz olduğunu söyledi.

3) Tekfircilik: Seyyid Kutub’un vahye dayanmayan toplumları “cahiliye toplumu” olarak nitelendirdiği, oysa Müslüman olduğunu söyleyen fertleri tek tek tekfir etmek gibi bir anlayışın O’na ait olmadığını; takipçisi olduğunu söyleyen selefi eğilimli bazı kişi ve grupların O’nun düşüncelerini yanlış yorumlamalarından kaynaklandığını belirten konuşmacı; tam zıt yaklaşım olarak da vahyin egemen olmamasına rağmen bireysel bazı ibadetlerin yapılabildiği toplumları “İslam Toplumu” olarak nitelendiren anlayışın da aynı şekilde yanlış olduğunu söyledi.

Konuşmasının 2. bölümüne Ali Şeraiti’nin Türkiye’de İran İslam Devriminden sonra duygusal yaklaşımlarla tanındığı, ancak O’nun gerek devrime olan katkılarının ve gerekse gençlik üzerindeki etkilerinin yeterince bilinmediği tespitiyle başlayan konuşmacı daha sonra Ali Şeriati’nin hayat hikayesini aktardı. O’nun düşünsel başarısının İslam’ı sadece insan ve yaratıcı arasındaki manevi ilişkilerle sınırlamayıp, bütüncül bir dünya görüşüne sahip bir ideoloji olarak algılamasında yattığını belirten konuşmacı; bunun “Tevhidi Dünya Görüşü” olarak nitelendirildiğini belirtti. Bu anlayışın aşağıda açıklandığı şekilde 3 sacayağının bulunduğunu söyledi:

1) Toplumları demokratik-oligarşik yada kapitalist-komünist olarak sınıflandıran batılı yaklaşımın aksine “Tevhid Toplumu” ve “Şirk Toplumu” olarak sınıflandıran “sosyolojik” yaklaşım.

2) İnsanı iki kutuplu bir varlık olarak gören “antropolojik” yaklaşım.

3) Tarihi “şirk” ile “tevhid”in savaş sahnesi olarak gören “tarih felsefesi”. O’na göre Habil ile Kabil arasındaki mücadele iki farklı toplum ve iki farklı dünya görüşü arasında süregelen tarihsel bir savaşım olarak görülmelidir.

Ali Şeriati’nin çok çeşitli ve derinlikli düşüncelerinin olduğunu belirten konuşmacı; bunlardan O’nun din ve şia hakkındaki yaklaşımlarına değindi. Dinin egemenlerin elinde statükonun destekçiliği için bir araç olarak kullanılabileceğini yada tevhid ve adalet temelli bir toplumsal yapının inşasına vesile olabileceğini söyledi. Kendisinin bir şii olmasına rağmen geleneksel şia anlayışına eleştirel bakabildiğini ve şia mezhebinin imam, mehdi, intizar gibi tamamen pasifizmin aracı olan konuları dahi devrimci bir içerikle doldurabilme gayreti içerisinde olduğunu belirtti ve O’na yönelik eleştirilere kısaca cevap vererek konuşmasını tamamladı.

Seminerlerimiz

TOKAD’da kapitalizm ve özelleştirme sorunu tartışıldı

13 Nisan 2010

Toplumsal Dayanışma Derneği (TOKAD) bahar programları kapsamında Yrd. Doç. Dr. Erdal Küçüker “Türkiye’de Özelleştirme” sorunu hakkında bir seminer verdi Tokat’ta faaliyet yürüten Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği (TOKAD), bahar dönemi programlarına “Türkiye’de Özelleştirme” konulu seminerle devam etti. Sunumunu  Gaziosmanpaşa Üniversitesi akademisyenlerinden Yrd. Doç. Dr. Erdal Küçüker’in yaptığı seminerde özelleştirme sorunun tarihsel arka [...]

Kemalizm ve Kürt Politikaları

11 Mart 2010

TOKAD seminerlerine Çetin YILDIRIM’ın sunduğu “Kemalizm ve Kürt Politikaları” semineri ile devam edildi. Yıldırım seminerinde aşağıdaki noktalara değindi; -Kemalizmin uluslaştırma sürecinde karşısına çıkan en önemli sorunlar etnik yapılar ve dindir. Şeyh Said ayaklanmasında olduğu gibi bu sorunların ikisi de bulunduğunda ne kadar rahatsız olduklarını ve kin beslediklerini isyanın kanlı bastırımıyla gözler önüne seriliyor. Ahitlerini yeniler [...]

Kemalizmin Ekonomi Politikaları Semineri

10 Şubat 2010

Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneğinde (TOKAD) haftalık eğitim programlarına “Kemalizm’in Ekonomi Politikaları” konulu seminerle devam edildi. Seminerin sunumunu yapan İlyas ÇETİN;  Ali Şeriati’nin toplumsal düzenleri “tevhidi düzenler ve şirk düzenleri” olmak üzere iki kategoride değerlendirdiğini hatırlatarak sözlerine başladı. Şirk düzenlerini ayakta tutan üç sacayağından biri olan Karun’un; modern ulus devletlerde sermaye kesimini [...]

Türkiye’de Eğitim ve Kemalizm

6 Aralık 2009

TOKAD’da yapılan ve Türkiye’de eğitim ve Kemalizm ilişkisinin anlatıldığı seminerde; milli eğitim ideolojisinin temel öğeleriyle, bunların eğitim faaliyetlerine yansımaları konuşuldu TOKAD’da her hafta sonu yapılan seminerlerinde bu hafta Beytullah E. Önce; “Tarih Okumaları” başlığı altında “Türkiye’de Eğitim ve Kemalizm İlişkisi”ni anlattı. “İzmir’de Kürtlere çağdaş görünümlü bir kadının nasıl kolay taş atabildiğini ya da Müslüman mahallesinde [...]

Sedat Yenigün Şehadet Yıldönümünde Anıldı

10 Haziran 2009

Sedat Yenigün’ün 1980 yılında Gladyo tarafından katlettirildiğini söyleyen Hamza Türkmen, Yenigün’ün yaşamını ve mücadelesini dönemin siyasal ortamıyla ilgili görsel malzemelerle birlikte anlattı. Türkmen, 70’li yılların siyasî ortamında filizlenen tevhidî uyanışa dikkat çekti. Hamza Türkmen, O dönemde kendilerini milliyetçi/mukaddesatçı olarak tanımlayan sağcı Müslümanların dünyadaki tevhidî uyanış süreçleriyle ilk bağlantıları kurdukları MTTB’nin o günün siyasal ortamındaki önemini [...]

Hz. Peygamber’in Konumu ve İçtihatları

29 Ağustos 2008

TOKAD’ın bu haftaki seminerini Hz. Peygamber’in konumu ve örnekliği konusuyla Özgür-Der Çorum Şube Başkanı Bülent Gökgöz sundu. Gökgöz, Kur’ânî temellerinden hareketle Hz. Peygamber’in konumunu, vahyin hayata aktarımındaki rolünü ayetler ve pratik örneklikler eşliğinde anlattı. Hz. Peygamber’in içtihatları üzerinde duran Gökgöz, gaybî alanlarda herhangi bir içtihadın sözkonusu olamayacağını, fiiliyatla ilgili itihatlarının mutlaka bir Kur’ânî temele dayanması [...]

Yorumlar:

  • Atakan ÖZ: "İslami çevrelerin iktidara karşı Kürt halkının kimlik ve haklarının iadesi hususunda daha ısrarcı politikalar izlemeleri şarttır. "Fikrinize katılmak...
  • sümeyye: İşte böyle biridir, yetimi itip kakan, yoksulu doyurma arzusu/gayreti duymayan. Yazıklar olsun şu namaz kılıp duranlara... onlar insanlığın ...
  • Ahmet Örs: Hem de hemen! Vakit kaybetmeye tahammülümüz yok!...