Anasayfa » Seminerlerimiz » Derneğimizden Haberler:

TOKAD’da kapitalizm ve özelleştirme sorunu tartışıldı

13 Nisan 2010 2010, Seminerlerimiz Yorum Yap

Toplumsal Dayanışma Derneği (TOKAD) bahar programları kapsamında Yrd. Doç. Dr. Erdal Küçüker “Türkiye’de Özelleştirme” sorunu hakkında bir seminer verdi

Tokat’ta faaliyet yürüten Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği (TOKAD), bahar dönemi programlarına “Türkiye’de Özelleştirme” konulu seminerle devam etti. Sunumunu  Gaziosmanpaşa Üniversitesi akademisyenlerinden Yrd. Doç. Dr. Erdal Küçüker’in yaptığı seminerde özelleştirme sorunun tarihsel arka planı, özelleştirme politikalarının amacı ve sonuçları farklı boyutlarıyla tartışıldı. Küçüker’in sunumunda TEKEL’in özelleştirilmesi örneğinden hareketle AK Parti Hükümeti’nin ekonomi politikalarıyla, güncel sorunlar karşısında farklı kimlik ve görüş sahibi insanların ortak mücadele pratikleri gibi konular da gündeme geldi. Özelleştirmenin ana felsefesini “devletin asli görevleri olan adalet ve güvenliğin sağlanması yolundaki harcamalar ile özel sektör tarafından yüklenilemeyecek alt yapı yatırımlarına yönelmesi, ekonominin ise pazar mekanizmaları tarafından yönlendirilmesi” olduğunu söyleyen Erdal Küçüker, nihai hedefin ise devletin ekonomideki işletmecilik alanından çekilmesini sağlamak şeklinde belirtti. Kriz zamanlarında gerekirse devletlerin zarar eden kurumları yeniden kamusallaştırdığına dikkat çeken Küçüker, burada toplumsal faydanın değil, kapitalist kesimi kurtarma amacının gözetildiğini vurguladı.
… Tamamını Oku

Kemalizm ve Kürt Politikaları

11 Mart 2010 2010, Seminerlerimiz Yorum Yap

TOKAD seminerlerine Çetin YILDIRIM’ın sunduğu “Kemalizm ve Kürt Politikaları” semineri ile devam edildi. Yıldırım seminerinde aşağıdaki noktalara değindi;

-Kemalizmin uluslaştırma sürecinde karşısına çıkan en önemli sorunlar etnik yapılar ve dindir. Şeyh Said ayaklanmasında olduğu gibi bu sorunların ikisi de bulunduğunda ne kadar rahatsız olduklarını ve kin beslediklerini isyanın kanlı bastırımıyla gözler önüne seriliyor. Ahitlerini yeniler gibi halka karşı kin ve nefretlerini sürekli yenilemişlerdir.

-Kürt politikaları üç aşamada gerçekleştirilmek istenmiştir:

- 1919-1924 İttifak

- Redd ve İnkâr. 1. Meclis’in kapatılıp 2. Meclisin açıldığında alınan kararlar arasındadır.

- Asimilasyon. Şeyh Said isyanından sonra uygulamaya karar verilmiştir.

-I. Mecliste toplam 328 milletvekili varken bu vekillerin 70-80′i Kürttü. Mecliste Kürtlerden başka Ali Şükrü Bey önderliğinde liberal İslamcılar vardı. En önemli nokta da mecliste kürsüden yapılan konuşmalarda bu memleket Türkler ve Kürtlere aittir denilmesidir. Daha sonra dolaylı olarak hakimiyetin Türklerde olduğu, Ali Şükrü Bey’in liberal islamcı kimliğinden ötürü kuytu bir yerde işkence ile öldürülmesiyle adeta insanların kafasına sokulmuştur. Mecliste halk iradesi baypas edilmiştir.

-Anayasada sadece Türklerden bahseder ve Kürtler inkâr edilir.

-İsmet İnönü Vakit gazetesine verdiği röportajda Türkçülüğe ve paralelindeki politikalara karşı gelen insanlara çok sert çıkacaklarını ve hatta ‘analarını kesip atacaklarını’ söylemiştir. İnönü Sivas Demir Yolları açılışında Kürtlere ağır ithamlarda bulunmuştur.

-Şeyh Said ayaklanmaya devletin Allah’a ve Resulüne küfrettiğini ve böyle bir sistemin yıkılmasının ‘farz’ olduğu söylenmiştir. Alevi Kürtler isyana destek vermemiştir. Dersimden de destek gelmemiştir. Alevilerin destek vermemelerine rağmen isyan sonucunda ağır bedeller ödemişlerdir. İsyana katılan 20.000 kişi vardır.

-Cumhuriyet Halk Partisine 1927′de sadece Türklerin, kendisini Türk hissedenlerin, Türk gelenek göreneklerine göre yetişmiş insanların üye olabilmesi için karar çıkmıştır.

-İsyanlardan sonra yetim kalan kızlar toplanıp yatılı okullara verilmiştir. Tıpkı Türkan Saylan’ın Kardelenler projesi gibi.

-Kürt çocukları askere alındığında onlara silah, mühimmat verilmeyip Kürt gençler yol yapımı gibi işlerde kullanılmıştır.

-Fevzi Çakmak Kürt bölgeleriyle ilgili hazırladığı raporda Erzincan’da ekonominin sıkıntıda olduğunu, Kürt köylerinde  şımarık bir durum bulunduğunu ve ıslah için bir hava saldırısı gerektiğini düşündüğünü belirtmiştir.

-Müslümanların muhafazakârlaşıp inançlarına vatan, millet unsurlarının eklenmesiyle Kürt sorununa bakışları da milliyetçilik kokmaya başlamıştır. Bu önemli engel hâlâ soruna bakışta aradan kaldırılamamıştır. Müslümanlar üzerindeki politikaların da maalesef ne kadar etkili olduğunu görüyoruz. Bizim yapmamız gerekense umudumuzu kesmeden erişebildiğimiz bütün insanlara bitmek tükenmek bilmeden Kur’an merkezli yaklaşılması gerektiğini anlatmaktır. Kürt sorunun çözümü ancak Kürt Müslümanlarla irtibata geçip birlikte çalışmalarıyla olacaktır.

Çetin Yıldırım, Kürt muhalif hareketlerini bir sonraki seminerde ele alacaklarını söyledikten sonra program soru ve cevaplarla sona erdi.

2. BÖLÜM

1950 de Demokrat Partinin iktidara gelmesiyle birlikte Türkiye’de daha özgürlükçü bir ortam oluşuyor. ve Kürt gençleri Ankara ve İstanbul üniversitelerine kayıt yaptırıyorlar. Dicle öğrenci yurtları üzerinden örgütleniyorlar.1958’de Irak’ta bir darbe gerçekleşir. Bu darbeyle birlikte Irak hükümetinin başına general Abdülkerim Kasım gelir. Hazırlanan anayasada devletin kurucu unsurları Araplar ve Kürtler olarak tanımlanır. Böylelikle Kürtlere ilk defa özerklik tanınıyor. Bütün bu olaylardan etkilenen Dicle yurtlarında kalan öğrenciler arasında ciddi anlamda bir hareketlilik başlıyor. Bu durumu sezen ve rahatsız olan emniyet güçleri Kürt hareketlerini bastırmak için çeşitli planlar öne sürüyorlar.

Bu durumdan oldukça rahatsız olan Celal Bayar; şöyle bir ifadede bulunuyor: “Bizler bütün Kürtlerin kökünü kazıp onları korkutarak bu hareketlenmeyi durdurabiliriz. Bu düşünceyi de Cevdet Sunay onaylıyor. Ve bu dönemde birçok Kürt tutuklanıp idam edilme planları yapılır. 49 a yakın Kürt hapse atılıyor, bu yüzden de 49’lular dönemi diye geçiyor. Ve bu olayların başlangıcıyla birlikte Kürtler arsında devrimci kişiler oluşuyor. Bütün bu olayların ardında 1961 yılında Adnan Menderes hükümeti darbeyle düşürülüyor. Bu darbeyle birlikte hapislerde olan birçok Kürt serbest bırakılıyor. Daha sonra sendikacı dayanışması ile yeni bir parti kuruluyor: Türkiye işçi Partisi. Bu parti daha çok işçilerle aydınları buluşturmak için ve içinde bulunulan kaos ortamını gidermek için birçok aydın kesimi partiye üye yapıyor; bunlar Mehmet Ali Aybar, Tarık Ziya Ekinci, Behice Boran gibi aydınlardan oluşuyor. Bu parti sosyalist Kürtler tarafından da destekleniyor. Bu dönemde milliyetçi muhafazakâr Kürtler TKDP kuruyorlar. TİP içerisinde sosyalistler ve Milli devrimci demokratlar ayrılmaları olunca birçok Kürt aydın istifa ediyor, Mehmet Ali Aybar başta olmak üzere… 12 Mart 1971 muhtırasından sonra TİP kapatılıyor ve parti üyeleri hapse atılıyor. Bir kısmı da 1974 yasasıyla birlikte serbest bırakılıyor. Doğu Perinçek önderliğinde başka bir parti olan TİİKP kuruyorlar. Fakat başarılı olamıyorlar. Bu partiden ayrılan sosyalist Kürtler Devrimci Kürt Ocaklarını kuruyorlar. Bu dönemde bunlardan başka örgütlemeler de oluyor. Necati Büyükkayanın kurmuş olduğu DDKO başta İstanbul, Ankara ve birçok doğu illerinde faaliyetlerde bulunuyor ve sayısı gittikçe artıyor. Köylerde bulunan halk sorunlarını, tüm şikâyetlerini, oradaki yetkili devlet sorumlularına söyleyeceğine bu örgüte söylüyor yardımı da onlardan bekliyorlar.

Tabi bütün bu olaylarda rahtsız olan iktidar komandoları Kürt halkının bulunduğu bölgelere baskınlar düzenleyip onları ailelerinin yanında hakaretler ederek götürüyorlardı. Bu dönemde kurulmuş olan Diyarbakır zindanları birçok Kürt aydınlarıyla dolup taşıyor. Bu kişilere türlü türlü işkenceler yapılıyor. Yakalanan bu Kürt aydınları içerisinde Kemal Burkay, Sait Elçi, Leyla Zana’nın eşi Mehdi Zana var. 1974’te Ecevit’le gizli anlaşma yapılıp af yasası çıkartılıyor. Kemal Burkay hapisten çıktıktan sonra PSK’yi kuruyor. Bu parti Diyarbakır’da ve birçok ilde bağımsız adaylar çıkartıyor Mehdi Zana gibi. Said Kızıltoprak Güney Kürdistan’daki Barzani yönetimden destek almak için irtibata geçer. Fakat Sait (Dr.Şivan) Kürt tarihinde SAİDLER olayı diye bilinen olay gerçekleşir. Dr. Şivan Said Elçi’yi öldürür. Bunun üzerine Dr. Şivan da Barzaniler tarafından Said Kızıltoprak ve arkadaşları kurşuna dizilerek öldürülür. Daha Kürt örgütlenmesi başlamadan sona ermiş oluyor

Daha sonra 1978’de Abdullah Öcalan önderliğinde Lice’de UKO kuruluyor. Bu örgüt Marksist Leninist bir yapıdadır ve kuruluş amacı da tüm Kürdistan bölgelerini birleştirmektir. Daha sonraları bu örgüt PKK adını alıyor. Ve bu örgütün kurucularının bir kısmı diğer örgütlerden farklı olarak Türklerden oluşuyor. Ve MİT’le bağlantısı olduğu söyleniliyor. Hatta bu konuda 1984 yılında Uğur Mumcu yayınladığı makalesinde “A.Öcalan devletin gönüllü çalışanlarından biri diye” ifada ediyor ve A. Öcalan da bu durumu reddetmiyor hatta MİT’in kendilerini beslediklerini ve güvenliklerini sağladığını ifade ediyor. Devlet ve PKK’nin karşılıklı birbirini kullandıkların açık bir şekilde ifade ediyor. Bütün bu açıklamalardan sonra A. Öcalan Suriye’ye kaçıyor. Türkiye’de kalmış olsaydı devletle işi bittikten sonra MİT tarafından öldürülecekti.

Kemalizmin Ekonomi Politikaları Semineri

10 Şubat 2010 2010, Seminerlerimiz Yorum Yap

Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneğinde (TOKAD) haftalık eğitim programlarına “Kemalizm’in Ekonomi Politikaları” konulu seminerle devam edildi. Seminerin sunumunu yapan İlyas ÇETİN;  Ali Şeriati’nin toplumsal düzenleri “tevhidi düzenler ve şirk düzenleri” olmak üzere iki kategoride değerlendirdiğini hatırlatarak sözlerine başladı. Şirk düzenlerini ayakta tutan üç sacayağından biri olan Karun’un; modern ulus devletlerde sermaye kesimini ifade ettiğini belirtti.

Tüm ulus devlet yapılanmalarında olduğu gibi Türkiye’deki sistemin de en önemli hedefinin “büyümek” ve “kalkınmak” olduğunu söyleyen Çetin, söz konusu hedefin toplumları sürüklemiş olduğu acı sonuçları örneklerle anlattı. Daha sonra İslami kesimde de sözü edilen kapitalist zihniyetin gün geçtikçe yaygınlaştığını, örnek olarak “zekâtını verenin her şeyin en iyisine sahip olma, her şeyi tüketme hakkına sahip olduğu” anlayışının içselleştirilebildiğini söyledi.

Çetin Kemalizm’in ekonomi politikalarına geçmeden önce tüm ulus devletlerin varlıklarını sürdürebilmeleri için eğitim, hukuk ve ekonomi olmak üzere üç temel unsurun hayati fonksiyonlara sahip olduğunu söyledi.

… Tamamını Oku

Türkiye’de Eğitim ve Kemalizm

6 Aralık 2009 2009, Seminerlerimiz Yorum Yap

TOKAD’da yapılan ve Türkiye’de eğitim ve Kemalizm ilişkisinin anlatıldığı seminerde; milli eğitim ideolojisinin temel öğeleriyle, bunların eğitim faaliyetlerine yansımaları konuşuldu

TOKAD’da her hafta sonu yapılan seminerlerinde bu hafta Beytullah E. Önce; “Tarih Okumaları” başlığı altında “Türkiye’de Eğitim ve Kemalizm İlişkisi”ni anlattı. “İzmir’de Kürtlere çağdaş görünümlü bir kadının nasıl kolay taş atabildiğini ya da Müslüman mahallesinde milliyetçiliğin nasıl karşılık bulabildiğini anlamak için eğitim sistemine bakmakta fayda var” diyerek sözlerine başlayan Beytullah Önce, eğitim ve iktidar ilişkisi üzerinde durdu. Eğitimin iktidar meselesine ait bir tartışma olduğunu hatırlatan Önce, konuyu ilk dönemlerden bugüne kadarki süreç içinde kısaca özetledi ve şöyle dedi: “Kurulu düzenin devamını sağlamada eğitime verilen önem, hiç bir dönemde azalmamıştır. İktidar halkı kendi meşruiyetini haklı çıkartacak şekilde eğittiği sürece; insanların düzene bağlılığı da büyük oranda korunabilecektir. Böylece eğitim, egemenliğin korunmasında ve yeniden üretilmesinde toplumsal bir rol oynayacaktır.” Eğitim sisteminin endüstrileşme, şehirleşme, modernleşme ve sekülerleşme gibi faktörlerin etkisiyle ve özellikle modern ulus-devletlerin ortaya çıkmasıyla ciddi bir değişime uğradığını vurgulayan Önce, çeşitli faktörlerin kesişmesi sonucunda günümüzdeki zorunlu devlet eğitiminin ortaya çıktığını söyledi.

Ulus devletlerde iktidarın resmi ideoloji dışında bir ideolojiyi kabul etmediğini ve bu sebeple eğitimin devletin ideolojisini hayatın bütün alanlarına yaymak için kullandığı hegemonik ya da ideolojik araçlardan birine dönüştüğünü anlatan Önce, Türkiye’deki kurulan ulus-devletin resmi ideolojisinin de Kemalizm olduğunu belirtti. Daha önce iktidarın meşruiyetini dinden almaya uğraştığını ama laik modern devletlerde dinin değil milliyetçiliğin referans alınmaya başlandığını dile getiren Önce bu durumun Türkiye’de de geçerli olduğunu söyledi. Toplumda önceleri ahlak, erdem ve iyilik gibi kavramların din ile tanımlandığını ama ulus-devletlerde bunun “iyi vatandaş” terkibiyle karşılandığını ve kanunlara uyma, vergi ödeme, askere gitme ve devlete itaatle ancak iyi insan olunabileceğini savunan resmi ideolojinin egemen olmaya başladığını söyledi. Bu durumun Türkiye’deki “makbul vatandaş” tanımına da yansıdığını söyleyen Önce, daha sonra Kemalist bir toplum ütopyasında koşan yeni ulus-devletin bu amacı gerçekleştirmek için eğitim sistemindeki politikalarını anlattı.

Türkiye’deki eğitimin en bariz özelliğinin milliyetçilik olduğunu belirten Beytullah Önce, farklı etnik ve dini kimliklere sahip insanların, o dönemde tüm dünyada esen faşizm rüzgârlarının da etkisiyle tektipleştirilerek “kaynaşmış bir çelik kütleye” dönüştürülmek istenmesini eleştirerek, resmi tarih tezlerinin ders kitaplarında nasıl yer aldığını örnekleriyle anlattı. Mustafa Kemal’in eğitimde Türklük bilincinin kazandırılmasını istediğini ve bu sebeple başka anadillerde eğitime de karşı çıktığını, Adana Türk Ocağı’nda yaptığı bir konuşmadan örneklerle anlattı. Ders kitaplarında sınırlı bir vatan anlayışının, birlik ve beraberlik için ortak tarih, ortak kültür gibi ideolojik öğelerin bol bol kullanıldığını ve bu süreçte tam bir tek tipleştirmenin ülkede boy gösterdiğini söyledi. Bunun kültürel bir milliyetçilikten ziyade bariz bir ırkçılık olduğunu anlatan Beytullah Önce, ders kitaplarında ve eğitim programlarında bu tespitinin örneklerini gösterdi.

Tek Parti döneminden günümüze kadar uzanan süreçte gerek darbeler gerekse seçimler sonucuyla birçok hükümetin değiştiğini ama milli eğitim ideolojisindeki Kemalist hegemonyanın her dönemde muhafaza edildiğini söyleyen Önce, Demokrat Parti, Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi ve Milliyetçi Cephe Hükümetleri’nin eğitim anlayışını da kendi programlarındaki ifadeleriyle anlatırken, özellikle MSP’nin eğitim faaliyetlerinde orduyla koordineli çalışılması ve eğitimin askerliğe hazırlık evresi gibi uygulanması taleplerini ibret verici olarak değerlendirdi. Seminer, eğitimdeki Kemalist ideolojinin etkilerini özetlemesiyle son bulurken, Önce, konuşmasını başörtüsü yasağına, Diyarbakırlı Ece Nur Özel’in tek kişilik başörtüsü direnişinden çıkarılmasına gereken derslere ve başörtüsü yasağı devam ettiği sürece son dönemde popülerleşen nesil tasarımı merkezli eğitim faaliyetlerinin dün olduğu gibi yarın da tam bir hayal kırıklığıyla sonuçlanacağına değinerek konuşmasını tamamladı.

Seminerlerimiz

TOKAD’da kapitalizm ve özelleştirme sorunu tartışıldı

13 Nisan 2010

Toplumsal Dayanışma Derneği (TOKAD) bahar programları kapsamında Yrd. Doç. Dr. Erdal Küçüker “Türkiye’de Özelleştirme” sorunu hakkında bir seminer verdi Tokat’ta faaliyet yürüten Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği (TOKAD), bahar dönemi programlarına “Türkiye’de Özelleştirme” konulu seminerle devam etti. Sunumunu  Gaziosmanpaşa Üniversitesi akademisyenlerinden Yrd. Doç. Dr. Erdal Küçüker’in yaptığı seminerde özelleştirme sorunun tarihsel arka [...]

Kemalizm ve Kürt Politikaları

11 Mart 2010

TOKAD seminerlerine Çetin YILDIRIM’ın sunduğu “Kemalizm ve Kürt Politikaları” semineri ile devam edildi. Yıldırım seminerinde aşağıdaki noktalara değindi; -Kemalizmin uluslaştırma sürecinde karşısına çıkan en önemli sorunlar etnik yapılar ve dindir. Şeyh Said ayaklanmasında olduğu gibi bu sorunların ikisi de bulunduğunda ne kadar rahatsız olduklarını ve kin beslediklerini isyanın kanlı bastırımıyla gözler önüne seriliyor. Ahitlerini yeniler [...]

Kemalizmin Ekonomi Politikaları Semineri

10 Şubat 2010

Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneğinde (TOKAD) haftalık eğitim programlarına “Kemalizm’in Ekonomi Politikaları” konulu seminerle devam edildi. Seminerin sunumunu yapan İlyas ÇETİN;  Ali Şeriati’nin toplumsal düzenleri “tevhidi düzenler ve şirk düzenleri” olmak üzere iki kategoride değerlendirdiğini hatırlatarak sözlerine başladı. Şirk düzenlerini ayakta tutan üç sacayağından biri olan Karun’un; modern ulus devletlerde sermaye kesimini [...]

Türkiye’de Eğitim ve Kemalizm

6 Aralık 2009

TOKAD’da yapılan ve Türkiye’de eğitim ve Kemalizm ilişkisinin anlatıldığı seminerde; milli eğitim ideolojisinin temel öğeleriyle, bunların eğitim faaliyetlerine yansımaları konuşuldu TOKAD’da her hafta sonu yapılan seminerlerinde bu hafta Beytullah E. Önce; “Tarih Okumaları” başlığı altında “Türkiye’de Eğitim ve Kemalizm İlişkisi”ni anlattı. “İzmir’de Kürtlere çağdaş görünümlü bir kadının nasıl kolay taş atabildiğini ya da Müslüman mahallesinde [...]

Sedat Yenigün Şehadet Yıldönümünde Anıldı

10 Haziran 2009

Sedat Yenigün’ün 1980 yılında Gladyo tarafından katlettirildiğini söyleyen Hamza Türkmen, Yenigün’ün yaşamını ve mücadelesini dönemin siyasal ortamıyla ilgili görsel malzemelerle birlikte anlattı. Türkmen, 70’li yılların siyasî ortamında filizlenen tevhidî uyanışa dikkat çekti. Hamza Türkmen, O dönemde kendilerini milliyetçi/mukaddesatçı olarak tanımlayan sağcı Müslümanların dünyadaki tevhidî uyanış süreçleriyle ilk bağlantıları kurdukları MTTB’nin o günün siyasal ortamındaki önemini [...]

Hz. Peygamber’in Konumu ve İçtihatları

29 Ağustos 2008

TOKAD’ın bu haftaki seminerini Hz. Peygamber’in konumu ve örnekliği konusuyla Özgür-Der Çorum Şube Başkanı Bülent Gökgöz sundu. Gökgöz, Kur’ânî temellerinden hareketle Hz. Peygamber’in konumunu, vahyin hayata aktarımındaki rolünü ayetler ve pratik örneklikler eşliğinde anlattı. Hz. Peygamber’in içtihatları üzerinde duran Gökgöz, gaybî alanlarda herhangi bir içtihadın sözkonusu olamayacağını, fiiliyatla ilgili itihatlarının mutlaka bir Kur’ânî temele dayanması [...]

Yorumlar:

  • Atakan ÖZ: "İslami çevrelerin iktidara karşı Kürt halkının kimlik ve haklarının iadesi hususunda daha ısrarcı politikalar izlemeleri şarttır. "Fikrinize katılmak...
  • sümeyye: İşte böyle biridir, yetimi itip kakan, yoksulu doyurma arzusu/gayreti duymayan. Yazıklar olsun şu namaz kılıp duranlara... onlar insanlığın ...
  • Ahmet Örs: Hem de hemen! Vakit kaybetmeye tahammülümüz yok!...