İnsanlık Meriç Sıratında

Bir servis ve iki otomobilden oluşan bir kafile ile Türkiye’den Avrupa’ya yönelen mülteci hareketliliğini gözlemlemek ve mülteci kardeşlerimizle dayanışmak için 7 Mart cumartesi günü Yunanistan sınırına gittik.

Tarlabaşı Dayanışmadan arkadaşlarımızın yönlendirici rehberliğiyle önce İpsala sınır kapısı ve civar köyleri dolaştık. İlk günden sonra o bölgelerde mülteci kalmamış, köylülerin beyanı bu şekilde idi, biz de herhangi bir hareketliliğe tesadüf etmedik.

Dayanışma ekibindeki arkadaşlarımız Uzunköprü merkezli yoğun bir çalışma içindeler ilk günden itibaren. Özellikle geceleri çalışıyorlar. Yunanistan kolluk güçleri tarafından kıyafetleri çıkarılıp paralarına el konulduktan sonra Meriç nehri üzerinden geri gönderilen insanları arazi taraması yaparak buluyor ve kendileriyle ilgileniyorlar, eksik olmasınlar. Gayretleri her türlü takdirin üzerinde, Allah razı olsun hepsinden. Gençlik Merkezinde bir depo oluşturmuşlar, gelen yardımları oradan sevk ediyorlar. Bizi de kısaca bilgilendirdiler, sahadaki durumu anlattılar.

Uzunköprü’deki görüşmeden sonra Trakya’nın sevimli köylerinden geçerek Edirne’ye ulaştık. Oradaki arkadaşlar girişlere izin verilmediğini söyleyince asıl niyetimiz olan Pazarkule yerine otogara yöneldik.

Bin kadar mülteci otogarın kenarındaki çimenlikte bekleşmekteydi. Birkaç küçük çadır vardı ancak genellikle battaniye ve kilimler, kartonlar üzerinde konaklamış bir toplulukla karşılaştık.

Mültecilerin genç bir kitleden oluştuğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla çocuklar da oldukça küçükler. Yeni doğmuş bebekler var. Çok sayıda çocuk umutsuzca bekleşen anne babalarının arasında dolaşıp duruyor. Genç erkek yoğunluğu da hemen göze çarpıyor.

Birçok mülteci ile konuşma imkânımız oldu. Zaten mülteciler kendileri konuşmak, dertlerini anlatmak, paylaşmak istiyorlar. Çaresizlik içinde şikâyetlerini birilerine ulaştırmaya çalışıyorlardı. Afgan mültecilerin sayısı gözle görünür yoğunluktaydı. Topluluğun içinde Türkmen, İranlı, Bangladeşli ve Suriyeliler de vardı. İç kamuoyunda mültecilerin hemen tamamına yakınının Suriyeli olduğuna dair bir algı var. Bunun doğru olmadığı sahada görülüyor.

Konuştuğumuz mültecilerin Avrupa’ya geçme gerekçeleri çarpıcıydı. Bu gerekçelerden en öne çıkanının haysiyet arayışı olduğunu söylemek mümkündür. Kanatıcı bir şekilde maalesef insan gibi muamele görmediklerini söyleyeni çok oldu. Ekonomik sömürüye maruz kalışlarını, belirsiz hukuki statüleri onları bu yeni yolculuğa çıkmaya sürüklemiş. Yunan polisi çoğunun parasına, eşyasına el koymuş. Yıllardır biriktirdiği beş bin lirasından olduğunu söyleyen bir kadının üzüntüsünü karşılayacak bir kelime bulmak mümkün değil. Alın teri ile biriktirilmiş ve kendisi için bir servet değerinde olan parasını kaybetmek kendisini ve ailesini tümüyle güvensiz bırakmış.

Alanda bir trajedinin hüküm sürdüğünü gördük. Akşama doğru hava oldukça soğudu. Isınmak için çevredeki ağaçlardan dallar toplayıp ateşler yaktı mülteciler, etraflarına toplanıp sohbet ettiler, kimileri şarkı söylüyordu.

Gündüz vakti birçok tv muhabir ve kameramanı orada iken kimsenin kendilerini göndermeye çalışmadığını ancak akşam olunca polislerin oradan ayrılmalarını isteyip kendilerine baskı yaptıklarını söyledi mülteciler. Otogar tuvaletinin her seferinde kendilerinden 1,5 lira istediğini, insanlarda para kalmadığı için özellikle kadınların büyük sıkıntı yaşadığını beyan ettiler.

Bazı hasta yetişkinler eşyaların arasında yatmakta, Yunan polisinin sıktığı gazdan etkilenen küçük çocuklar kızarmış gözleri ve alamadıkları nefesleriyle bitkince bekleşiyorlardı. Gündüz bir ambulans gelmiş ama ilaç alacak paraları olmadığı için bu pek bir işe yaramamış. Bazı aileler acile götürdükleri çocukları için yüksek muayene ve ilaç ücreti ödediklerini belirttiler.

Yıllardır dünyanın dört bir yanında mülteci akınları var. Başta savaş olmak üzere birçok neden bunu tetikliyor. İslam dünyası birbirini boğazlamaktan çocukları ile ilgilenmeye vakit ayıramıyor, onları çaresizlikle yabancı diyarlara sürgüne yolluyor. Burada Müslümanlar için büyük bir muhasebe gerekliliği kaçınılmazdır.

Son olarak şunun altını çizmek gerekir: Mültecileri batı ile müzakerelerde şantaj aracı kılan politikanın amacına ulaşamadığı görünüyor. Yüz binlere, hatta milyonlara ulaşan bir mülteci akını beklentisinin karşılık bulduğu söylenemez. Birçok mülteci grubunun da zorla getirilip sınıra bırakıldığı bilgisi var. Bu politika asla ahlaki değildir. Terk edilmelidir. Mülteci dediğimiz insanlar da İslam ve insanlık ailesinin bir parçasıdır, kardeşlerimizdir. Ülkemize, coğrafyamıza sığmamaları gibi bir durum yoktur. Elbette sınırlar her bir taraftan kaldırılıp açılmalıdır ancak bizim öncelikli sorumluluğumuz kardeşlerimize, evlatlarımıza sahip çıkmak olmalıdır.

Edirne otogarında, Meriç boylarında, Pazarkule’de, Ege adalarında çoluk çocuk geleceğini arayan ve geçmişini çoktan kaybetmiş bu insanlar bizim imtihanımızdır. İnsanlığımız, Müslümanlığımız bu imtihanda maalesef bir kez daha yara almıştır. Vebalden kurtulabilmak egemen siyasetlerin ifsadına karşı mücadeleyi yükseltmekten geçmektedir.

TOKAD   İLKE-SEN   ÖYB

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*