Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği

Fatih Bütün: “Her evde kitabı, tefsiri bulunan Seyyid Kutub nasıl oldu da terk edilen bir değer oldu?”

Fatih Bütün: “Her evde kitabı, tefsiri bulunan Seyyid Kutub nasıl oldu da terk edilen bir değer oldu?”

IMG_20160326_190908TOKAD Seminerleri devam ediyor. 26 Mart Cumartesi Günü Saat 19.00’da dinleyicilere hitabeden Nida Dergisi yazarı Fatih BÜTÜN, “Kurucu Siyasi İslami İrade Tartışmaları” ekseninde Seyyid Kutub’un nerede konumlandığını, müslümanların Seyyid Kutub’u ne kadar anlayabildiğini ve bu anlamda Seyyid Kutub’u önceki öncülerden ayıran farklılılıkları anlattı. Seminerde öne çıkan başlıkları aşağıda bulabilirsiniz.

Seyyid Kutub Söyleminin Kurucu İslami Siyasi İrade Tartışmalarındaki Yeri

Seyyid Kutub tefsirciden, şairden, bir yazardan daha fazlasını ifade ediyor. Dünyada bir çok müslüman Seyyid Kutub’tan besleniyor. Her evde kitabı, tefsiri bulunan Seyyid Kutub nasıl oldu da terkedilen bir değer oldu? Bunu irdelemek lazım. Seyyid Kutub’un ne dediğini bir daha hatırlamak lazım.

Hatırlanacağı üzere İslam Coğrafyası Osmanlıdan sonra bilimsel ve teknik anlamda çok ilerlemiş bir batı ile karşı karşıya kaldı, kendini aciz hissetti. Bunu aşmak  için bir takım girişimler oldu. Abdülhamit İttihadı İslam fikri ile önemli bir figür olarak karşımıza çıkar. Cemaleddin Afgani, Abdulreşit İbrahim gibi yenilikçi isimlerin de zaman zaman M. Akif’i etkilediğini görmekteyiz. Aynı dönemde Abduh da Afgani ile birliktedir. Sonrasında Afgani’den metod olarak ayılır. Hepsinin mücadelesi İslam dünyasını içinde bulunduğu durumdan çıkarma düşüncesinde ortaklaşır. Bu çabaların çoğunda batıya karşı biraz özür dilemeci bir tavır vardır. Biz de sizin gibi olabiliriz mesajı verilmeye çalışılır. Geriliğin sebebinin İslam olmadığı vurgusu öne çıkar. Batının ezici üstünlüğünü yenmek için verilen bir çabanın ürünüdür bunlar. Bu çizgi hala devam eder. Seyyid Kutub’un vurgusu da bu isimlerle aynıdır. Fakat diğerleri gibi özür dilemeci bir tavrı yoktur. Daha bütüncül bir harita ortaya koyar, bir metod öğretir. Yönetimlerin İslami olmadığını, islami tarafları olsa da bunun yönetimi islami kılamayacağını söyler.İslami kesimin ulusalcılığı, sosyalizmi sonradan islami bir forma sokarak yanlış şeyleri benimsediğini ifade eder. Seyyid Kutub batı ile ideolojik bağları koparır. Modernizme, ulusalcılığa karşı çıkar. Bunların cahiliye yöntemi olduğunu, bunlardan medet ummamak gerektiğini savunur.

Afgani politik bir mücadeleyi benimseyip Abdülhamid’i yanına çekmeye çalışırken, Abduh en önemli sorunun eğitimsizlik olduğunu düşünür. Eğitim vurgusu batıyı merkeze alan bir düşüncedir. Ancak Kutub  kendisi de akademisyen olmasına rağmen eğitimi merkeze almaz. “Cahiliye çok örgütlüdür, biz onların içine girersek bir anda farkına varmadan cahili değerleri benimseyebiliriz. Bundan uzak durmalıyız.” der. Fakat bunun nasıl yapılacağına ilişkin çok ayrıntıya girmez.

Devletin temel değerlerini cahiliyeden aldığını ve cahiliye metodlarından ayrılmak gerektiğini söyler. Bugün müslümanların eğitim araçlarıyla ilgili hiçbir tartışması yoktur. Amerikada, Avrupada okumayı en büyük başarı olarak gören bir kitle vardır. Seyyid Kutup buna karşı çıkar ve sistemin bizi zamanla kullanmaya başlayacağını ifade eder.

Hz Peygamber insanlara duyurusunu yaptıktan sonra onları kendilerine bıraktı, onlara vahiy çerçevesinde yeni bir yol çizdi. Onlar Peygamberi kendi yanlarına çekmeye çalıştılar. Eğer O, onların sistemine dahil olsaydı hiçbir sorun yoktu. Ama Allah buna izin vermedive onu bambaşka bir şeye hazırladı.

M. Akif müslümanları tembellikle suçlar, Kutub çalışmak için sokağa çıktığımızda bunun kapitalizmi büyütecek bir şey olduğunu söyler. Böyle bir sistemde İslami bankacılık tartışmaları gerçekten manidardır. Kutup bu tartışmaların müslümanları yıpratmaktan başka bir işe yaramadığını savunur.

Kutub’u farklı kılan şeylerden biri de Kuranın bilim kitabı olmadığı tezidir. Kuranı bilim kitabı olarak görmek zamanla Kuran’ı bilim karşısında yetersiz bir duruma düşürüebilir. Kuranın asıl amacana uygun olmayan bütün yaklaşımlar, bizi Kuran’dan uzaklaştırır. Seyyid Kutub’un tefsirinde de bunu görürürüz. Seyyid Kutub’un “Yoldaki İşaretler” kitabı bir manifesto kitabıdır, bir nevi sonsözdür.

Seyyid Kutub bir öncü kadro kurmaktan bahseder. Tıpkı Peygamber ve  ashabı gibi. Ancak bu düşüncesi eleştirilir. Bu öncü kadroya çok yoğunlaşır. Kutup bu kadronun şiddetten uzak ve entelektüel bir kadro olması gerektiğini düşünür.

Salih amelden bahseder ancak bunu fakir fukara doyurmak şeklinde değil, sistemle bütüncül bir mücadeleyi kapsayacak şekilde çalışmak olarak düşünür. Mesela Suud Vahhabiliği hurafeler karşısında çok serttir ancak bunu siyasal alana taşıyacak vizyondan yoksundur.Kutub tam tersini savunur.

Neoliberalizmi veya kapitalizmi iyi yönlerini görerek aklamak mümkün değildir. Fotoğrafın bütününe bakmak gerekir. Bunlara karşı alternatif oluşturmak gerekir. Kutub İslami toplum kurulduktan sonra şartların olgunlaşacağından bahseder.

Müslümanlarda bir Seyyid Kutup yorgunluğu olduğu aşikar. Onlara Kutub geride kalması gereken bir yük gibi geliyor. Bu yükü atıp yollarına devm etmek istiyorlar, fakat onların ayağına dolanıyor, vicdanlarını rahatsız ediyor. Seyyid Kutub’un  tespitleri onlara ağır geliyor.

Kutub’da iktidar söylemi vardır;  fakat acilen iktidarı ele geçirmekten bahsetmez. Hür Subaylar darbesinden sonra Abdünnasır’ın “Hadi iktidar artık bizim, kadrolarını gel yerleştir” demesinden sonra nasıl bir oyunun içine çekilmek istendiğinin farkına varır. Kutup sistem içi köşe kapma düşüncesi olanlara müsümanlıklarını kaybedeceleri uyarısında bulunur. Sisteme eklemlenecekler için Kutub’un söylemleri büyük bir engel teşkil eder.

Örneğin Kutup yardım kuruluşlarına karşıdır. Bir tarafta kaitalizmin insanları sömürdüğünü, bir taraftan da insanların açları doyurmaya çalıştığını söyler ve buna karşı çıkmak gerektiğini söyler.

Kutub’un söylemi kaygılandırıcıdır, Müslümanlara bulundukları noktayı sürekli sorgulattırır.  Büyük bir kitle peşinde dğildir. Sayı onun için önemli değildir. Kapitalist düzenden arınma çabası içindedir. Kapitalizmin insanları kendine muhtaç ettiren yapısına karşıdır.

Çocukluğundan beri hep sahte, araçsallaştırılan dine karşısındadır. 1951’den sonra dini bütüncül olarak anladığını söyler.

Peygamber davetlerinde insanlara “Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun, sizi hakka davet ediyorum” şeklinde davet eder.Bu açıklık ve duruluğun aynısı Kutub’ta da vardır. Neye davet ettğini bilir.

Haber: Emre ULUKAYA

Yorumunu bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir