Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği

Kimlikten Sınıfa: İslami Muhalefetin Dönüşümü

Kimlikten Sınıfa: İslami Muhalefetin Dönüşümü

TOKAD seminerleri bu hafta Yusuf EKİNCİ’nin sunduğu “Kimlikten Sınıfa: İslami Muhalefetin Dönüşümü” konusu ile devam etti.  Yusuf EKİNCİ, 60’lı yılların sonunda gelişmeye başlayan İslami hareketlerin kimlik üzerinden yürüttüğü mücadelenin AKP ile nasıl devlete eklemlendiğini, İslamcılık tartışmalarını anlattı. Akp’nin emek-sermaye çelişkisini derinleştiren politikaları sonrasında, muhalif İslami hareketlerin “emek” vurgusunun arttığını ve İslamcılığın yeni bir yorumunun şart olduğunu vurguladı.

Seminerde öne çıkan başlıkları ve konunun özetini aşağıda bulabilirsiniz:

KİMLİKTEN SINIFA: İSLAMİ MUHALEFETİN DÖNÜŞÜMÜ

Türkiye’de İslamcılığın, Osmanlı’nın son dönemindeki bir yönüyle devleti kurtarmaya yönelik  İslami vurgunun, İslamcılığın, 1960’lardan sonra farklılaştığını, biraz daha İslami harekete dönüşmeye başladığını görmekteyiz. 1960’ların sonlarında İslami hareketler dört ana motivasyon üzerine ortaya çıkmıştır.

1.       Cumhuriyet kurulduktan sonra Osmanlı’dan farklı, batının ulus devlet modelini referans alan ve tamamen İslami kurumları ve islami toplumu tasfiye etmeye dönük, toplumu, devleti, siyaseti ve ekonomiyi de biçimlendiren bir söylem, bir devlet aklı ortaysa çıkmıştır. Bunun akabinde İslami hareket, özellikle 1924’te halifeliğin kaldırılmasıyla birlikte, İslami toplum bir diaspora olarak dağılmaya başlamıştır. Halifeliğin fiilen kaldırılmasıyla birlikte Osm. Sınırları içerisinde yaşayan Müslümanlar bedensiz organlara dönüşmeye başlamıştır. Bunun ötesinde bir şok yaşayan İslami hareket, Nurculuk ve Süleymancılık hareketi dışında (ki bunlar da bir itiraz olarak görülmemelidir) 1960’ların sonlarında İslami hareketler,  Müslüman düşünürlerin çevirileri sonrası etki alanını genişletmeye başlamıştır.

2.       1950’lerden sonra kırdan kente göç olgusu hızlanmıştır. Amerikan tarzı kapitalistleşme söz konusu olmaya başladığında bu göçler artmıştır. Bu göçlerle birlikte kentlerin varoşlarında tutunmaya çalışanlar, bir kurtuluş ideolojisine ihtiyaç duydu. Bu bir yönüyle ileride değineceğimiz Latin Amerika’da Katolik Kilisesi etrafında ortaya çıkan ve Amerikan Emperyalizminin kendi ülkelerinde kurduğu diktatörlüklere karşı bir itiraz geliştiren  “Kurtuluş Teolojisi” ile benzerlikler taşımaktadır. Bu göç eden ezilen insanlar İslamcılıkta kendilerine bir kurtuluş teolojisi buldu.

3.        Farklı coğrafyalardaki İslami hareketlerin tecrübelerinin çeviri kitaplarla birlikte aktarılması. 80’lerden sonra küreselleşmenin hızlanması her ne kadar bir yönüyle liberalleşmeyi artırsa da farklı tecrübelerin yeşermesine de imkan sağladı. İletişim teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte daha fazla kitabın basılması, (Seyyid Kutuplar, Ali Şeriati, Mevdudi) gibi, bir yönüyle islami hareketleri beslemiştir.

4.       İslama karşı olduğu bilinen bir iktidara karşı geliştirilen bir kurtuluş stratejisinden de söz edilebilir. Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya dizelerinde ifade bulan ve İslamı bir siyasal araç olarak kullanarak İslamcı bir muhalefet ile buna karşı koyma düşüncesi gelişti. 1960 ların sonunda MNP’nin, sonra MSP’nin, RP’nin kurulması gibi. Bundan başka dergi çıkarma faliyeti ve diğer eylemilikler etrafında gelişen bir takım İslami hareketlerden de bahsedilebilir. Bütün bunlar İslami hareketlerin toplumsal alanda başka bir boyuta geçmesini sağladı.

Bu sözünü ettiğimiz muhalefet daha çok kimliksel anlamda kendini ifade imkanı buldu. Özellikle 28 Şubat sürecinde başörtüsü yasaklarının devam ediyor oluşu, Cumhuriyet döneminde camilerin ahır yapıldığı söylemi, muhafazakar toplumda Müslüman kinliğe temel vurgulardan bazılarıydı. İslami sembol ve kimliklerin kamusal alanda yasaklanıyor olması kimliksel muhalefeti etkin kılıyordu. Bnun yanında Adil Düzen söylemi gibi sınıfsal olarak sosyoekonomik düzene muhalefet söylemleri de vardı. Fakat adil düzen teorisini üretenler de bunu tam olarak bir gerçekliğe oturtamadılar. Çünkü İslami hareketler o dönemde sınıf mevzusu üzerinde yeterince kafa yormamışlardı. 1990 Sonrası çevreden merkeze doğru yönelen ve sosyo ekonomik imkanlarıda kullanan Müslümanlar, devletin imkanlarını konuşmaya başladı. Müsiad’ın kurulması da o döneme denk gelir. İslami hareketin 1990 sonrası dönüşmeye başladığı söylense de daha Milli Görüş düşüncesinin ilk ifade Biçimi olan MNP’nin temellerinde de dönüşme potansiyeli olduğu söylenebilir. %99’u Müslüman olan bir ülkede zenginliğin ve imkânların laik seküler elitlerin elinde dolaştığı ve Müslümanların sürekli ezik pozisyonda, bu imkanlkardan faydalandırılmadığı, dışlandığı ve bizden alınlanların tekrar bizim olması gerektiği motivasyonu Refah Partisinde karşılık buldu. Yani dönüşme potansiyeli Milli Görüş’ün ilk yıllarında devlet destekli İstanbul burjuvazisine karşı  Anadolu sermayesini güçlendirme misyonunda kendini bulur. Bu düşünce Milli Görüş söyleminde somut bir karşılık buldu. Tüsiad’a karşı Müsiad oluşturuldu. Bizim olanı geri alma düşüncesi için Fethi Açıkel “kutsal mazlumluk” kavramını kullanır. Bu “kutsal mazlumluk” düşüncesinin içinde bir anlamda psikopatolojik bir durum barındırdığını söyler.Çünkü mazlumluk söylemi bir güç istencidir, bu güç istenci, uğruna herşeyi yapabilme fikrini de içerisinde barındırır. 28 Şubat dönemi Müslümanlardaki zihinsel yarılmayı daha da somut hale getirdi. Onları yeni arayışlara sevk etti. İslamcılar biçim veremek istedikleri siyasetin biçimini aldılar. Devlet aklı iyice belirginleşmeye başladı. Ak partinin kurulması ile bu tam karşılık buldu. 28 Şubatta özellikle islamcı camiadaki kırılma 4 sebebe dayandırılabilir.

1. Çirkinleştirilen İslamcı tasvirinden sıyrılma. O dönemde medyada çıkan müslüman imajını silme.

2. Gençlik heyecanının olgunlaşması. Dönüşen İslamcılığın büyük ideallerdense daha somut hedeflere yönelmesi, devrimci söylemlerin yerinin daha tedrici yönelimlere bırakması.

3. Yukardan aşağıya dönüşümü bir çözüm yolu olarak görmeyen bir kabulün orytaya çıkıp, muhafazakar demokrasi vurgularının artması. Daha sonra islamcılık söylemine yakın Milli Görüş gömleğinin çıkarıldığının itirafı.

4. İslamcı hareketler katı bir devrim beklerken, pasif devrimle kendilerini devleti ele geçirmek isterken buldular. İslamcı sokak gösterileri bu süreçte azaldı, kimliksel söylem, yerini sorumululuğu iktidara yükleyen yaklaşıma bıraktı. Kendi siyasetini sokağa çıkmayıp, dört yılda bir oy vererek iktidara yükleyen anlayışa evrildi. Akparti iktidarıyla ana akım islamcılık devlete eklemlenmeye başladı. Eklemlenenleri kendi arasında denemek isteyenler ve radikal eklemlenenler olarak ikiye ayırmak mümkündür.

Muhalif kalanlar ise kendi aralarında bir kaç grup oluşturdu:

Uzaktan izlemeyi tercih edenler, genelde hayal kırıklığı yaşayanlardı. Bu dönemde islami hareket yeni bir söylem geliştirmeye başladı. İslamcı iktidara karşı bazı antikapitalist muhalif unsurlar ortaya çıkmaya başladı. Ak partinin sermaye lehine politikalarını genişletip emek- sermaye arasındaki uçurum belirginleştikçe, bu dönemdeki İslamcı hareketler de buna karşı bazı refleksler geliştirmeye başladı. Emek söylemi belirginleşti. Antiemperyalist dil yerini Antikapitalist dile bıraktı. Milli Görüşün eleştirilerini temellendirdiği Batı Siyonizm’i ve emperyalizmi yerini batının ürettiği canavar “kapitalizm”e bıraktı. Emek-sermaye çelişkisini İslami bir iktidarın derinleştirmesi bu söylemi besledi.

Protestan ahlakı bir yönüyle kapitalizmi besleyen bir ahlaktır. Kapitalizm, kalvinizm gibi dinsel bir motivasyonla ortaya çıkmıştır. Kalvinizm bu dünyada ne kadar çok kazanıp ne kadar az harcanırsa o kadar cenneti garantileme düşüncesini temel alır. Buna karşılık, vahşi kapitalizmin protestanlık koluyla yürütülüyor oluşu, buna karşı katolikliği ortaya çıkarmıştır. Bu yönüyle bunu antikapitalist hareketlerle bağdaştırabiliriz. Bu hareketlerle kimliksel vurgu sınıfsal vurguya evrilmiştir.

Has parti  emek-sermaye çelişkisine vurgu yapan bir parti idi. İktidar tarafından stratejik bir hamle ile bu tehlike bertaraf edildi. Diğer muhalif hareketler ise:

Kapitalizmle mücadele derneği

Emek ve Adalet platformu

Eren Erdem ve Grubu

TOKAD

Sakarya Dayanışma Derneği

Boğaziçi Mektep İslami Hareket

Farklı Anadolu şehirlerinde çeşitli muhalif antikapitalist hareketler.

Antep’te İmece Kültür Evi şeklinde başlıklandırılabilir.

1970 yıllarda İslamcılığın motivasyonunu “reddedilmeyi reddetmek” olarak açıklar İsmet Özel.

Reflex olarak ortaya çıkan İslami oluşumlar 2002 den sonra devleti benimseyerek bir mıknatıs gibi AKP etrafında toplantılar. Benimsemeyenler ise ayrışarak muhalefet geliştirdiler. Nüanslar büyük farlılıklara dönüştü. İslamcılığın tamamen dönüşüp iktidara eklemlendiği ve öldüğü düşüncesi bütün geleceğini AKP’ye bağlayıp devrimci söylemleri terkedenler için doğrudur; fakat farklı şehirlerde muhalif damarlar varlığını sürdürmektedir. İslamcılığın yenide yorumlanması gerekmektedir.

90’lı yıllarda güçlenmeye başlayan İslami sermaye(Müsiad) “Refah teolojisi” ile buluştu. Ayetlerle kalkınmayı sentezleyen hareketler oluştu. Cumhuriyetin Tüsiad’la kendi ideolojisini, siyasetini ve kalkınmacılığını toplumsallaştırmaya çalışan tavrı, yerini İslami sermaye ve Müsiad’a bırakmaya başladı. Sosyo-ekonomik altyapı buna göre belirendi. Sermaye kutsandı. Buna karşın emek mücadelesini önceleyen ve asıl vurgusunu buna yapan hareketler oluştu. AKP’nin neoliberal politikalarına karşı muhalif İslamcı sesler yükselmeye başladı. Muhalif İslamcı hareketler de ayetleri kimliksel plandan sınıfsal bir düzleme taşıdı. “Biz ezilenleri yeryüzünde önder kılmak istiyoruz”. “ İnsana emeğinden başkası yoktur” ayetleri yürüyüşlerde kullanılmaya başladı.

Bu şekilde hareket kimliğe vurgu yapan söylemler, sınıfsal bir söyleme dönüşerek, İslamcılığı yeniden yorumlayarak, cihat, şehadet, gibi İslami kavramları da yeniden anlamlandırmaya başladı.

Yorumunu bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir