Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği

İman ve Salih Amel İlişkisi Semineri

İman ve Salih Amel İlişkisi Semineri

                           Seminerlerimiz bu hafta Şinasi ULUDOĞAN’ın sunduğu “İman ve Salih Amel İlişkisi” ile devam etti.

                Şinasi Uludoğan İman kelimesinin a-m-n kökünden türeyen, her hangi bir şeye inanmayı kayıtsız bir şekilde kabullenmeyi ifade eden bir kavram olduğunu belirterek sözlerine başladı. “Biz Müslümanlar için iman Kur’an’da belirtilmiş hususlara, yine Kur’an’da belirtildiği şekilde iman anlamına gelir. Ve yine buna paralel olarak iman ettiğine inanılan hususların yani Allah’ın yap dediklerini yapmanın ve terk edin denilenlerin terk edilmesinin gerekliliği ortaya çıkar.” şeklinde sözlerine devam etti.

                İman Amel ilişkisinin, Kur’an’da 114 ayette zikredildiğini vurgulayan Uludoğan, amel olgusunun, aslında bir anlamda iman etmenin ispat ediliş biçimi olduğunu, Kur’an’daki bu kavramların sağlıklı bir şekilde algılanması ve hayata aktarılmasının itikad, yani inanç sistemimizin yeniden Kur’an’la inşasına ve ihyasına bağlı olduğunu ifade etti.

                Sadece şu ayetin bile tek başına ele alındığında  “Ey iman edenler kendisinde alış verişin, kayırmanın dostluğun, şefaatin olmadığı gelmezden önce size verdiğimiz rızıktan hayır yolunda harcayın. Gerçekleri inkâr edenler elbette hem zalim hem de kâfirdirler.” (Bakara suresi 254. ayet) insan için büyük bir uyarıyı ve ardından sorumluluğu getirdiğini söyleyen Uludoğan, “Öncelikle Allah, Ahiret, Gayb, Resul ve Kitap anlayışlarımızın yeniden gözden geçirilerek vahye uygun hale getirilmesi, iman amel ilişkisini sağlıklı temeller üzerine oturmamızı sağlayacak yegâne metottur. Bu minvalde Müslüman için öncelikli iman Tevhid, öncelikli amel de zulmün ortadan kaldırılmasıdır. Yani Tevhidi ihya ve inşa etmek için şirkin, adaleti inşa ve ihya için de zulmün bertaraf edilmesi, imanın ve salih amelin en başlıca olanlarıdır.” şeklinde sözlerini sürdürdü.

                Şinasi ULUDOĞAN daha sonra şöyle devam etti :”Allah azze ve celleyi tek yaratıcı ve tek yönetici olarak kabul edip, onu hayatın her alanına müdahil kılmadığımız müddetçe gerçek manada iman ve amelden söz edemeyiz. Hz. Muhammed Hira’da aldığı vahiyle birlikte (tabiri caizse Allah’ı göklerden alıp yere indirmiştir) toplumsal hayatta var olan itikadi ve ameli kirliliği ortadan kaldırmak için mücadeleye girişmiştir.Bu kirlilik giderilmediği müddetçe toplumsal barıştan ve huzurdan söz etmek mümkün olmaz. İman esaslarımızın vahiyle inşasından sonra gerçekleştirmeye çalıştığımız en önemli iki farziyet sâlat ve infaktır. Bu aynı zamanda temel olarak iki salih amelin itikadi yansımasını oluşturur.”

                Uludoğan, “Sâlatın ve infakın, tıpkı salih amel gibi etle tırnak gibi olduğunu ve Kur’an’da birbirinden ayrı zikredilmediğini, vahiyle birlikte itikadi anlayışlarını inşa edenlerin yine amellerini vahiyle birlikte ortaya koymaları gerektiğini, infak ayetlerinin gereği gibi anlaşılıp yaşama geçirilmediğini” ifade ederken şöyle devam etti:

                “Gerek münferiden gerekse topluluklar halinde, en temel konular olan marufu emr, münkeri nehy hususunda azami hassasiyet ve çaba gösterilmelidir. Zira bu iki fiil, imanın tezahürü olan salih amellerin en başında gelenleridir.Toplumsal ifsadın ve çöküşün yoğun olarak yaşandığı günümüzde özelliklede İslam ümmetinin içine düşmüş olduğu maddi ve manevi buhranları aşmanın temel yolu bu iki fiiilin, yani marufu emr-münkerden nehy fiilinin kesintisiz gerçekleştirilmesine bağlıdır.Yukarıda da değindiğimiz üzere Tevhid ve adaleti tesisi için biz iman etmişlerin mutlaka aynileşmeleri, yani vahyin ışığında güncel meselelere ışık tutacak ve sorunları hal yoluna koyacak ortak fikirler ve fiiler ortaya koymaları gerekmektedir.”

                Bazı ayetlerle konuşmasını destekleyen Şinasi ULUDOĞAN, “Rabbimiz “içinizde iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun”  buyurur. Bu ayet ışığında anlıyoruz ki gerek ferden gerekse kurumsal anlamda her toplumda bu gibi teşkilatlar olmalı ve toplumlarını ifsada düşmekten kötülükleri hayat tarzı edinmekten alı koymalılar. Dolayısıyla gerek legal gerekse illegal olsun; bu minvalde hareket eden toplulukların güçlerinin dağılmaması ve yeryüzünün ifsatla dolmaması için, birbirleriyle azami derecede yardımlaşmaları zaruret halindedir. Kur’an Müslümanları yine Kur’an’ın deyimiyle orta (vasat) bir ümmettirler.  Tevhidi ve adaleti ikame etmek için azami gayreti gösterirler. Zulüm namına her ne varsa onu yok etmek için canla başla mücadele ederler.  İyiliği emredip, kötülükten sakındırırlar. Kendilerine saldırıldığında aynısıyla karşılık verirler. İfrata ve tefrite kaçmazlar. Yeryüzünde ekinin ve neslin yok edilmesine karşı mücadele ederler. Her daim hakkı üstün tutarlar. Sâlatı ikame edip kendilerine verilenlerden Allah için harcarlar vs vs. Müslümanlar için buna benzer birçok vasıf zikredilir. Dolayısıyla bu vasıfların tamamı iman etmişliğin ortaya çıkardığı salih amellerdir.” şeklinde sözlerine devam etti.

                Şinasi ULUDOĞAN sözlerini Necm Suresi 39. Ayetle bitirdi: “Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka göreceği bir karşılık yoktur… Eğer ayette belirtilen çalışma salih amel kapsamında ise o amelin sahipleri kurtuluşun sahipleridir. Çünkü Salih amel ortaya koyanlar sağlam bir itikadın sahipleridir. Bu itikadı da bizlere kendisinde şüphe olmadığına inandığımız Kur’an’ı Kerim vermektedir. Eğer böyle değilse o kişi ya da kişilerde ebedi azabın müdavimleri olacaktır…”

                Dinleyicilerin katkıları ve soruları sonrasında seminer sona erdi.

 Haber: Mustafa ÖZEKE

Yorumunu bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir