Kur’an, bütün ezilenlere merhametin diliyle sahip çıkmamızı ister

 

TOKAD “Ramazan ve Kur’an” sohbetlerinin dördüncüsünde Ahmet Örs, “Genel Olarak iyilik ve Doğruluk, İyilikte Yardımlaşmak ve Kötülüğe Karşı Koymak, İnfâk, İffeti Korumak” mevzularıyla ilgili ayetleri ele aldı. Sohbette şu değerlendirmeler öne çıktı:

İnsanın kendisine ve çevresine karşı ahlakiliği

– Ahlak bizde anlamı daraltılmış olarak, eksik bir şekilde algılanıyor. Suya sabuna dokunmamak şeklinde bir anlayışla sunuluyor. Ahlak kavramı yaratışa işaret eden, fıtratı önceleyen bir kavramdır. İnsanlar özlerinde iyidir, onları sonradan etkileyen çevresel koşullar, iktidarlar ifsad eder. Halkın bilinçlenmeye ihtiyacı olup olmadığı meselesi var. Halklar, örneğin birbirini kıyıma uğratmazlar, tehcir etmezler. Ne zamanki kötülüğü pompalayan iktidarlar ortaya çıkıyor orda halklar birbirlerine kötülük uyguluyorlar. Mesela Firavun’un yaptığı propagandalarla halkını ahmaklaştırdığını söyler Kur’an. Tabi ki kötü güçlerin kirletmesine karşı durmak, insanları bu konuda bilinçlendirmek bir sorumluluktur.

– Bir adalet talebi yoksa bir ahlakilikten söz edemeyiz.

“İyilik, yüzlerinizi doğudan ve batıdan yana çevirmeniz değildir. İyi olmak, insanın Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitab’a ve peygamberlere inanması; sevdiği malı yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyen düşkünlere ve kölelere harcaması; namazı kılması, zekâtı vermesi, yaptıkları anlaşmaları yerine getirmeleri; zorlukta, darlıkta ve savaş anında sabretmeleridir. İşte bunlar, doğru olanlardır ve işte (Allah’tan) sakınanlar da bunlardır.” [Bakara, 177]

– Bazı ayetler çok şümullüdür. Bu ayet de böyle. Mesela bu ayet iman esaslarını bir arada sayıyor. 5 iman esası art arda sıralanıyor. Tabi burada kader mevzusunu değerlendirmek gerekli. Bu konuda Mustafa İslamoğlu’nun, Hasan Basri’ye ait Kader Risalesi Şerhi kitabı iyi bir kaynak. Bu esere bakılabilir. Kader meselesine bir açılım olarak, belki temel olarak insanın sınırlarının olduğuna inanmamız gerekiyor.

“Sevdiği malı yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyen düşkünlere ve kölelere harcaması…”

– Bu mevzuyu daha önce işledik. Burada kimsenin dini sorulmuyor dikkat edilirse. Biz yolda kalmışlara her açıdan yardım edebilmeliyiz. İnsanların yaşam koşulları kesintiye uğrayabilir. Yolda kalmak, çok boyutlu bir ifade. Yaşam yolculuğu içinde insanların hayatlarında önemli kırılmalar, aksamalar yaşanabilir, onlara sahip çıkılmalı, maddi-manevi bütün alanlarda ellerinden tutulmalı; ailevi, bireysel ve toplumsal açmazlarında yanlarında olabilmeli.

– Tabi, insanlara sevdiği malı vermek derken, yoksulluk ve ezilme şartlarını ortadan kaldıracak siyasal/toplumsal örgütlenmelerin maddi açıdan desteklenmesi gerektiğini; bunun da öksüze, yolda kalmışa, kölelere verilen zekat/sadaka/infak cümlesinden sayılması gerektiğini de ayrıca, altını çizerek belirtmeliyiz. Birebir yardımlar, yoksulluğu ve sömürüyü üreten bataklıklar muhatap alınmadıkça bizi sonuca götürmek hususunda yetersiz kalacaktır.

– İsteyen düşkünlere; dilenen insanlara illa ellerine 5-10 lira vererek değil, bu kişilerin dertlerini dinleyerek, hal ve hatırlarını sorarak, sosyal hakları hususunda onları yönlendirerek kendileriyle ilgilenmek gerekir.

“Yaptıkları anlaşmaları yerine getirmeleri…”

– İslam bize, öyle bir ahlak kazandırmak istiyor ki, hem yol arkadaşına verdiği sözü unutmayacak hem yolda kalmışlara yardım edecek bir ahlak… Biz ezilenlere, yolda kalmışlara yardımcı olursak kalpleri bize ve İslam’a ısınacaktır. Ama biz yardım ederken çok mütekebbir bir ifadeye bürünüyoruz. Merhametin dili olup bütün insanlara ayırım yapmaksızın yardım etmeliyiz. Tabi söyleyeceğimiz, tebliğ edeceğimiz sözler konusunda da herhangi bir komplekse girmemeliyiz. Usulüne ve hikmete uygun bir biçimde insanlarla hakikati buluşturmalıyız.

Zorlukta, darlıkta ve savaş anında sabretmeleri…”

– Darlıkta ve savaş anında sabır ve direnişle dayanmak… Sabır ve direniş zaten zorlukta gerçekleşecek olan şeylerdir. Yaşam zorlu bir mücadele serüvenidir çünkü. Bu bir mücadeleye davettir, “dayanın” derken kastedilen budur.

Lokman Hekimin oğluna verdiği nasihatler üzerinde aileler düşünmeli.

“Sevdiğiniz şeylerden vermedikçe asla iyiliğe erişemezsiniz. Ne verirseniz Allah onu bilir.” [Âl-i İmran Sûresi, 92]

– Sevdiğimiz şeylerden fedakârlık etmeliyiz. Sevdiğimiz şeylerden fedakârlık etmez isek erdemli insanlar olamayız. Sevdiğimiz şeyler birçok kalemde ifade edilebilir. Sadece mal/mülk olarak algılanmamalı bunlar. İnsanların canı, rahatlığı, uykusu, konforu, her şeyleri bu bahiste değerlendirilmeli. Bugün “Allah yolunda mal ve canlarla cihad etme”yi nasıl anlayacağız? Allah yolunda mücadele ederken, diyelim fiili bir savaş yok. Ama canımız hırpalanacağı zaman mücadeleden kaçmamak, hastalanmak, uykusuz kalmak, birtakım sıkıntılara düşmek… Bunlar canla mücadele etmenin sonuçlarından olabilecektir ve bunlardan kaçmamalı.

Kur’an, kadınları siyasal bir özne olarak kabul ediyor

“Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, inanan erkekler ve inanan kadınlar, itaat eden erkekler ve itaat eden kadınlar; doğru sözlü erkekler ve doğru sözlü kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, gönülden saygılı erkekler ve gönülden saygılı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, iffetlerini koruyan erkekler ve iffetlerini koruyan kadınlar, Allah’ı çok anan erkekler ve Allah’ı çok anan kadınlar; işte bunlara Allah bağış ve büyük bir ödül hazırlamıştır.” [Ahzab Sûresi, 35]

– Bu da sürekli konuştuğumuz, dile getirdiğimiz ayetlerdendir. Ramazanda kazandığımız disiplini sonrasında da devam ettirmeliyiz. Hiçbir şeyi dışarıda bırakmayan öğütler… Bütün sorumluluklar erkek ve kadına eşit olarak veriliyor. Allah’ı anmak evde oturup klasik anlamda zikir çekmek değildir. Elbette Allah lafzı her daim dilimizdedir. Yozlaşmanın batağına çekilmiş bir topluma karşı Allah’ın vahyini hatırlatmak; onu yaşama gayreti içerisinde olmaya davet etmek, bunun gereği olan toplumsal/siyasal bir mücadele ve direniş ortaya koymak, vahyin yol haritasını, rehberliğini insanlara götürmek ve bunun da tanıklığını yapmaktır Allah’ı zikretmek/anmak. Adaletten ve tevhidden sapmış bir topluma hikmetli bir çağırıştır Allah’ı anmak…

– Bu ayet, kadın ve erkeğin Rabbe kul olmada ve kul olarak bireysel ve toplumsal sorumluluklar yüklenmede eşit olduğunun açık ilanıdır. Elbette kadın ve erkek arasında farklı özellikler vardır ancak burada sorumluluk bağlamında kadın açık ve erkekle eşit bir özne ilan edilmiş, bu çerçevede herhangi bir eksiltmeye maruz kalmamıştır. Geleneğin ve modernliğin ürettiği yanlış anlayışlar Kur’an tarafından aslında çok önce iptal edilmiştir.

– İffetin, sadece kadınlara ait bir kavrammış gibi algılanması doğru değil; İslam’a göre erkek de aynı oranda iffet sahibi olmalı.

“Ey Peygamber, inanmış kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira düzüp uydurmamak (gayri meşru olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma’ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş) konusunda sana karşı gelmemek şartıyla, biat etmek amacıyla sana geldikleri zaman, onların biatlarını kabul et; onlara Allah’tan bağışlanma dile; Allah, çok bağışlayıcı ve merhametlidir.” [Mümtehine Sûresi, 12]

– Burada, kadınları siyasal bir özne olarak kabul ediyor Kur’an. Biat siyasal bir önderliği kabul etmek, onaylamak, onunla birlikte kurucu bir unsur olmak demektir. Hz. Peygamber, yeni bir toplumu kadınların da katılımıyla inşa ediyor ve Cenab-ı Allah bu noktada kadın ile erkek arasında herhangi bir ayrım yapmıyor.

– Zulüm toplumuna karşı bir tevhid, adalet ve özgürlük toplumu inşa etme yönünde bir tercih… İslam tarihi örneklerinde anlatılan kadın-erkek kıssaları ise ne kadar sahte, tuhaf şeyler! Nerdeyse kadını şeytanlaştıran kıssalar, rivayetler anlatılıyor sürekli. Kur’an’da olmayan bir sürü anlatıyı Kur’an’danmış gibi anlatıyorlar. Kadın meselesini insanlara Kur’an’ın ortaya koyduğu hakikatler üzerinden götürmeliyiz, yoksa günümüzde insanlar bu konuda hakikate yaslanmayan anlatılara teslim olabiliyorlar.

Kur’an dayanışmacı bir toplum modeli sunuyor

“Allah’a ibadet edin ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakınlara, öksüzlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve yönetiminizde olanlara iyi davranın. Allah, kendini beğenip böbürlenenleri sevmez.” [Nisa Sûresi, 36]

– Kur’an her daim, kendinden ya da kendinden olmayanlara karşı adil olmayı, iyi davranmayı öğütlüyor. Yine Kur’an dayanışmacı bir toplum modeli sunuyor, hem uzak komşuyu hem yakın komşuyu gözetmek… Bu yerelden küresele ulaşan bir dayanışma modeli demektir. Bugün de küreselleşen ifsada, yağmaya, talana karşı küresel dayanışma ağları geliştirmeliyiz.

“Kim, iyi bir işe aracı olursa, kendisine ondan bir pay vardır. Kim de kötü bir şeye aracılık yaparsa kendisine onun bir benzeri vardır. Allah her şey gözetip karşılığını verir.” [Nisa Sûresi, 85]

– İyi bir şeye önderlik yapmak çokça övülen bir şey Kur’an’da. Kötülüğe önderlik de aynı şekilde yerilen bir şey. İyilikte yardımlaşmalıyız.

“Onlardan bir topluluk: “Allah’ın kendilerini helak etmek veya şiddetli bir azaba uğratmak istediği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?” dediğinde “Rabbinize karşı bir özür için ve bir ihtimal sakınabilirler, diye” dediler.” [Araf Sûresi, 164]

– Yıllarca koşturdunuz, eylem yaptınız, konuştunuz vs. gibi iddiaların, eleştirilerin ne kadar temelsiz olduğunu söylüyor Kur’an. Bizim Müslümanlığımız hep sadece namaz, abdest üzerinden algılandığı için bir zulme göğüs germe yönündeki çabaları namazla aynı seviyede düşünemiyor insanlar maalesef. Hz. Peygamber’in örnekliğini kimse layıkıyla yaşamıyor. Bugün kim kızını diri diri toprağa gömen Hz. Ömer’e davette bulunurdu? Burada şu ortaya çıkıyor: “Kimse Müslüman olmaz, kimse yola gelmez” diye bir şey yok. Kızını diri diri gömen birisi, Müslümanların önderi oluyor. Islahat çabası hikmeti kuşanarak ısrarlı bir şekilde sürdürülmelidir. “Şu şundan anlamaz, bu bundan hoşlanmaz” gibi bahaneleri terk etmeliyiz. İnsanlara gitmeliyiz, konuşmalıyız, anlatmalıyız. Durduğumuz yeri tahkim etmeliyiz.

“Bir haksızlığa uğradıklarında aralarında yardımlaşırlar.”   [Şura Sûresi, 39]

– Müslümanların direniş ve dayanışma bağlarını vurgulayan çarpıcı bir ayettir bu. Egemenler, bu dayanışmayı parçaladıkça biz kaybedeceğiz. Direniş çizgisinde dayanışmak parçalanamaz, mağlup edilemez bir güç var etmek olacaktır.

– Cumhuriyet gazetesi, Bosna savaşında Taksim’e toplanan on binleri irtica paranoyası ile eleştirirken bir pankartta bu ayeti görmüş ve “Şura adlı örgütün 39 nolu kararı mıydı bu kalkışma?” yollu trajikomik bir habere imza atmıştı.

TOKAD Kur’an sohbetleri Ramazan boyunca hafta içi her gün saat 13.00’te yapılıyor

Haber: Emre Karaca

www.tokad.org

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*