Mümtaz’er Türköne’nin Kitabı Temenni ile Gerçeklik Arasında Bir Yerde Duruyor

1

TOKAD seminerlerinde Ahmet Örs, Mümtaz’er Türköne’nin Doğum ile Ölüm Arasında İslamcılık kitabını tartıştı.

Mümtaz’er Türköne’nin, birkaç ay boyunca devam eden İslamcılık tartışmalarını bu kitapla kendi adına, sonlandırmak istediğini belirterek konuşmasına başlayan Ahmet Örs, Türköne’nin  fazlaca “ben bilirim”ci tavrının kitap boyunca okumaya eşlik ettiğini söyledi ve “İslamcılık alanında uzman olduğunu durup durup birçok yerde tekrarlaması, muhataplarını sık sık tahfif edici üslubu okuyuşu zorlaştırıyor.” dedi.

Mümtaz’er Türköne’nin, İslamcılığın ölümünü ilan ettiğini ifade eden Örs, sözlerini Türköne, AKP’yi sorgusuzca İslamcı çizginin finali olarak görüyor ve o finali İslamcıların iktidarı olarak değerlendiriyor. İktidara gelen her ideoloji gibi de İslamcılığın öldüğünü ifade ediyor.” diye sürdürdü.

Türköne’nin İslamcılık bahsinde tercüme hareketlerine varan değerlendirmelerinde köksüzlük eleştirisinin öne çıktığını,  İsmail Kara’ya yakın değerlendirmelerini Mısır’dan ithal müzik ve film furyası ile Kavalalı M. Ali Paşa’ya varan temellendirmelerle tahkim etmeye çalıştığını, özelikle Seyyid Kutub’un kanaatlerini yargılayarak İslam’ı dindarlık seviyesini aşmayan boyutlarla sevmeye çalışan tavrının dikkat çektiğini söyleyen Ahmet Örs daha sonra şunları söyledi:  “İslamcı aydınların önemli bir kısmının devletin meşruiyet sorununu aşmasında önemli bir işlev gördüğünü söyleyen Türköne’ye bu anlamda katılmamak imkânsız. Nitekim 155. Sayfada şunları söylüyor: ‘AK Parti’nin devlet politikalarına istikamet veren bu kadrolar kimlerden oluşuyordu? Cevap: İslamcı entelektüeller. Gençlik yıllarını İslamcı olarak geçirmiş, siyasi kimliğini İslamcı olarak tanımlamış ve bu sıfatla temayüz etmiş aydın insanlar.”

Türköne’nin “İslamcılığın büyük enerjisi ve birikimi yok olmadı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bugün kullandığı meşruiyet kaynağına dönüştü. Devlet, derin bir meşruiyet krizi içindeydi. İslamcılar, devraldıkları iktidar hakkı karşılığında bu devasa meşruiyet açığını kapattılar.” dediğini vurgulayan Ahmet Örs, Türköne’nin devletin bekasına sıklıkla vurgu yaparak bahsettiği İslamcıların geldikleri son aşamadan aldığı keyif açıkça görülebiliyor. Afgani hakkında spekülatif yorum ve değerlendirmeleri de aynı keyifle yaptığını söyleyebiliriz.” diye konuştu.

Yazarın kitabın 160. Sayfasında yer alan “Türkiye’nin önünde parlak bir gelecek var. Bu gelecek henüz ortaya çıkmadı; ancak o göz kamaştıran ışıkları ile yolumuzu aydınlatmaya başladı bile. Hepimize bir özgüven geldi. Yoksulluk bu ülkenin kaderi idi. Değişti. (…) Güç, zenginlik, onur ve huzur bu asil millete ne kadar da yakışıyormuş?” cümlelerini de değerlendiren Örs, Türköne’nin ülke gerçeklerinden bağımsız başka âlemlerde gezdiğini, bir siyaset bilimci olarak halkın yaşadığı ekonomik zorluklardan haberdar olmadığını dile getirdi.

Mümtaz’er Türköne’nin gerçekleri ters yüz eden beyanları bir yana Türkiye’deki farklı İslamcılık damarlarına değinmeden biten 182 sayfalık kitabı, yazarının bütün “ben bilirim”ci iddialarının altında eziliyor.” diyen Örs, konuşmasını şöyle tamamladı: “Türkiye’de yaşanan dönüşümü nerdeyse tamamen içeriden değerlendiren, küresel gelişme ve dayatmaları okuyucunun gözünden kaçırmaya çalışan yaklaşımı yorumlarının tarafgirlik derecesini artırıyor. Küresel ölçekte gerçekleşen neoliberal dönüşümden hiç bahsetmeyen, İslamcılığı getirip AKP ekseninde mahkûm eden tavrı, yer yer önemli tespitler içeren kitabının daha çok temenni çerçevesinde kalmasına sebebiyet veriyor.”

Haber: Mustafa Özeke

2

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*