Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği

İslamcılar Yeni Bir Paradigma Oluşturmalı

İslamcılar Yeni Bir Paradigma Oluşturmalı

Yazar Ümit Aktaş, TOKAD’da (Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği) “Yeni Paradigma İhtiyacı” başlıklı bir seminer verdi.

İslamcıların oluşturduğu paradigmanın başkaları tarafından satın alındığını, artık eski paradigmanın sonuna gelindiğini, dolayısıyla yeni bir paradigma ihtiyacının ortaya çıktığını vurgulayan Aktaş, ana hatları itibariyle konuşması boyunca aşağıdaki tespitlerde bulundu:

– Yer yer kendimize dönmeli, kendimizi sağaltımdan geçirmeliyiz. Bunun İslami literatürdeki karşılığı itikaftır.

– Kardeşlik ve yalnızlık bizim kargaşa içinde ne olduğumuzu anlamamızı sağlayan iklimlerdir. Cemaat olmanın, ümmet olmanın bilinciyle hareket etmek durumundayız.

– Her şeyin kötüye gittiğine dair söylemler bütün zamanlarda mevcuttu. Kendi yaşadığımız çağın tanığı olduğumuz için bu tanıklığın dolayımlarıyla konuşuyoruz.

İslamcılar yeni bir paradigma oluşturmalı

– Artık İslamcılar olarak bizi buraya getiren paradigmanın kıyısına, bir uçurumun kenarına geldik. Yeni dünyayı eski dünyadan ayırt etmeye; bildiğimiz, aşina topraklardan bilinmez meskunlara doğru adım atmaya cehd etmeliyiz.

– Modernlik değil bizi sıkıştıran, kapitalizm. Kapitalizm modernliğin kendisi olduğunu ileriye sürüyor. Modernlik çağını yaşamaktır, bugünü idrak ve inşa etmek demektir. Batılılaşmakla, kapitalistleşmeyi modernlikle bir tutmamalıyız. Modernlik kelimesini ilk kendilerinin eskilerin dünyasını yaşamadığını belirten Hritiyanlar tarafından kullanıldı. Tabi kelimenin bu değişik kullanımlarını önemsemenin pek gerekli olmadığı söylenebilir. Ama dilimiz bizim için bir varlık zeminidir, kelimelerle var oluruz; bunu önemsemek gerekiyor.

– Kafka’nın bir kısa öyküsü vardır. İki kişinin konuştuğu ama kullandıkları kelimelerin hiçbir iletişim değeri içermediği, bir diyalog vardır; konuşmayan bir konuşma. Dikkat edilirse hayatımızın önemli bir bölümünde sadece kendimiz konuşuruz.

– Kur’an o günkü Arap toplumunda konuşulan kelimelere yeni anlamlar yüklemiş ve bambaşka bir semantik zemin oluşturmuştur. Paradigmatik bir kopuştur bu, anlamsızlaşan kelimelerin yenilenmesi. Kuhn ve Bachelard’ın paradigmatik yahut epistemolojik kopuş olarak tanımladıkları şey.

– İslamcılar olarak bizi buraya kadar getiren paradigmadan ayrılmamız, bir tür kopuş gerçekleştirmemiz gerekiyor. 50’lerin 60’ların Müslüman aydınlarının oluşturmuş oldukları söylemi eleştirel bir gözle yeniden okumalıyız.

– 60’ların İslamcılık paradigması tepkiseldir. A. Şeriati, S. Kutup, Garaudy gibi isimlerin hepsi bir çeşit hümanizmayı savundular. Müslüman yücedir, anlayışı. Sartre nasıl bir Marksist hümanizmi savunduysa, Hristiyanlar teolojik bir hümanizmin savunuculuğunu yaptılarsa onlar da bir Müslüman olarak İnsan’ı yücelttiler: Allah’ın halifesi olan insanı. Böyle bir şey yok, insan bu kadar yüce bir varlık değil. 60’ların düşüncesi böyle bir insan tipolojisi üretti. Bugün arza hâkim olan bir kutsal insanın yol açtığı felaketler ve kendisini içinde bulduğu kriz ortadadır.

Yaşayan ölü olmakla hayat arasında tercih yapılmalı

– İnsan yüceltilmesi gereken “Allah’ın halifesi” veya seküler şekliyle “Tanrılaşan insan” anlayışıyla yaklaşılması gereken bir varlık değil. Seyyid Kutup ve Ali Şeriati bunu söylediler. Bir istisna var: Aliya İzzetbegoviç. “Doğu ve Batı Arasındaki İslam” kitabı defalarca okunması gereken bir kitap. Bu kitaptakiler anlaşılmayı bekleyen, paradigmatik kopuş ihtiyacını kavramış erken sözler. İslam ne Doğulu ne Batılı, ikisinin arasında olan ama her ikisini de aşan bir topolojiyi inşa etmelidir.

– İncil’de, Hz. İsa’nın arkasına takılmak isteyen bir genç babasının cenazesini gömmesi gerektiğini söyleyince Hz. İsa “Bırak ölüler ölülerini gömsünler.” der. Ne kadar hikmetli bir söz! Sen hayata devam et, bizimle eş-mekânla olan ama eş-zamanlı olmayan, fiili olarak aramızda bulunan ama hakiki anlamda ölü olanlar o cenazeyi gömsünler. Yani sen ölü olmayı mı tercih ediyorsun yoksa yaşamayı mı seçeceksin? Biri olup gömülmek mi istiyorsun, dirilmek mi istiyorsun? Hz. İsa’nın çağrısı bir paradigmatik kopuştur.

– İslamcılığımız piyasa tarafından satın alınıyor. Acilen bir paradigmatik tercih yaparak bu gidişatı sorgulamamız gerekiyor. “Yolların Ayrılış Noktasında İslam” diyor, M. Esed. O da Aliya gibi söz konusu kopuşun farkına varan ve sözlerini geleceğe gönderen biri.

– Yeni paradigmayı üretmek, işte bu filizlerden hareket etmekten geçiyor. M. Esed’in, Aliya’nın ipuçlarından yararlanarak dönüşümümüzü gerçekleştirmeliyiz.

Allah’ın halifesi olma iddiası yeni iktidar alanları oluşturmayı hedeflemiştir

– Biz Allah’ın değil Nebilerin ve nebevi misyonu yeryüzünde temsil edenlerin halifesi olabiliriz. Bunu ilk kez kullanan belki de Muaviye’dir. Bütün meallerde böyle geçer. Kendi egemenliğini, davranışını Allah’a nispet etmek suretiyle kurmak istedi Muaviye; “Ben Allah’ın yeryüzündeki halifesiyim.” dedi. Ebuzer ona karşı çıktı: “Hayır sen yalan söylüyorsun!” Dine karşı din! Dini söylemin iktidar için, efendinin söylemi için araçsallaştırılmasıdır bu. Hakikatin farkında olan kişi Ebuzer, Muaviye’nin elindeki hazinenin Allah’ın değil, ümmetin hazinesidir, der. İkinci olarak kullanan da, velayet meselesinde bunu kullanan İbn Arabi’de veliliğin nübüvvetle eşleştirilmeye çalışılması. Yeni halifelik meselesi, Allah’ın iktidarına rağmen oluşturulmuş iki iktidar kurma söyleminin. Yani siyasi ve manevi muktedirlik isteminin araçsallaştırdığı bir meseledir. Bu hümanizmayı karşılamak üzere Allah’ın halifesi kavramsallaştırılmasının yapıldığını görürüsünüz. Bu insanın sonsuz ve mutlak iktidarını sağlayan günümüz anlayışlarının da paylaştığı ölümcül bir yaklaşımdır. Bu söylem, insana atfedilen bir kudret söylemi tersyüz edilerek insanın sorumluluğu öne çıkarılmalıdır. “Biz emaneti dağlara yükledik kabul etmedi, insana yükledik kabul etti. Çünkü insan zalim ve cahildir.” Bu ayet bu şekilde hep yanlış okundu. İnsan kendisine tevdi edilen emaneti üstlenmeyerek zalim ve cahil olur. Okuduğumuz kelimeleri anlayalım. Allah niye bir zalime ve cahile emanet yüklesin? Tercümeyle alakalı bir şey değil bu; Araplar da böyle anlıyor. Tek bir kişi de buna dair bir bilinç söz konusudur. Muhammed Bakır es-Sadr’da. İnsan cahil ve zalim değildir, emaneti üstlenmeyerek zalim ve cahil oldu. Mutlaka okuduğumuz şeyler üzerinde tahkik edici bir yaklaşım sahibi olmalıyız.

Haber: Emre Karaca

Yorumunu bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir