Vahiy, Kadını Özgürleştirmiş, Hayatın Merkezine Yerleştirmiştir

Seminerlerimizde bu hafta Şura Özer, Hülya Şekerci’nin kaleme aldığı “Kur’an – Hayat Ekseninde Mü’min Kadın” kitabını tartıştı.

Seminerin başında kitabın yazılış amacını, “mümin kadın’ın karşı karşıya kaldığı teorik ve pratik sorunlara Kur’an ve sünnet merkezli bir perspektif sunabilmek” olduğunu hatırlatan Şura Özer, aşağıdaki değerlendirmelerde bulundu:

-Gelenek tarafından eve hapsedilen kadınlar uygun adımlarla modern hapishanelerini inşa etme tehlikesi ile karşı karşıyalar. Kadını özgürleştirme projeleri için ayrılan uluslar arası devasa fonlar Müslüman kadınların İslami değerlerden uzaklaşarak modernleşmesi için kullanılıyor.

Fakat bu durum değiştirilebilir yani:
-Kadınıyla erkeğiyle emeğe ve değerleriyle öğütülen bu neslin mümin kadınları çağa tanıklık edip kısır döngüleri aşarak vahyi sorumluluklarını yerine getirdiklerinde bir umut oluşturulabilir.

İslam öncesinde çoğu yerde kadın değersiz bir varlıktı

-Eski İran ve Mısır’dan Çin ve Hint medeniyetlerine, oradan muharref Yahudilik ve Hıristiyanlık düşüncesine, bilinen tüm medeniyetlerde kadın neredeyse hiçbir hakka sahip olmayan evlilik dâhil kendisiyle ilgili kararların hep bir erkeğin verdiği şeytanla eşdeğer görülen bir varlıktı. Bu düşünce, vahyin indiği dönemde de kadınlara yönelik zulmün temel nedenidir.

Vahiy Öncesi Arap Toplumunda Kadın:

-Arap toplumu denilince akla ilk gelen hiçbir günah işlememiş haliyle bile aşağılık görülen, toprağa diri diri gömülen kız çocuklarıydı. Fakat bu durum bazı kabilelerde uygulanmasa bile vahşetin büyüklüğü ayetlere yansıtılmıştır.

-Nahl 58-59. ayetlerde buna örnektir. [(O kadar ki,) ne zaman birine bir kız çocuğu olduğu müjdesi verilse hemen yüzü kararır, içi öfkeyle dolar; kendisine verilen bu kötü müjdeden ötürü -bu zillete/bu küçük düşmeye rağmen, şimdi onu acaba tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün (diye düşünerek)- kıyı bucak insanlardan kaçar. Yazıklar olsun, izledikleri düşünce tarzı ne kadar kötü!]

-Yine farklı ayetlerde müşrik Arapların kendi zihinlerinde düşük ve değersiz gördükleri kızları Allah’a layık gördükleri, beğenip önemsedikleri erkekleri ise kendilerine izafe ettikleri anlatılmaktadır.

Nahl-57: [Ayrıca, kızları Allah’a yakıştırırken -oysa O tüm beşeri bağlardan uzaktır, yücedir- kendileri için (sanki buna güçleri yetermiş gibi) hoşlarına gideni (seçmek isterler)]

Necm 21 22.ayetleri örnek verebiliriz. [Neden kendiniz için (yalnız) erkek çocuklar (istersiniz de) O’na kız çocuklar (isnad edersiniz?) – Bakın, bu kesinlikle haksız bir taksimdir!]

-Cahiliye Arap toplumunda savaşamayan ve ailesine ayak bağı olan kadınların ikinci sınıf insan olarak görüldükleri bilinmektedir.

Geleneksel Kadın Algısının Hadis Rivayetlerine Etkisi:

-Geleneksel algı fitne olarak gördüğü kadının mümkün olduğunca evde oturmasını tavsiye eder. Kadın sesinin haram olduğuna dair fetvalar üretirler.

-Geleneksel kültürünün kadın anlayışını taşıyan en önemli unsurlardan biri kesinlikle Kur’an süzgecinden geçirilmemiş hadislerdir. “İnsanın insana secde etmesi caiz olsaydı, kadınların kocalarına secde etmelerini emrederdim. Kadınları Allah geri bıraktığı gibi sizler de geri bırakın. Kadınlara danışın fakat, söylediklerinin aksini yapın. Kadınları göze çarpan odalarda oturtmayın. Yazıyı da öğretmeyin, dikiş öğretin ve nur suresini de iyi öğretin.” gibi açık bir şekilde Kur’an’a aykırı rivayetlerin kabul edilmesi mümkün değildir, bu anlayışlarla kadın algısı oluşturamayız.

Kadının İslam Mesajına İlgisi ve Karşılaştıkları Zorluklar:

-İslamı seçen ilk kişinin ve İslami mücadelede ki ilk şehidin kadın olduğu gerçeğiyle birlikte bazı siyer bilgileri İslam’ın ilk dönemlerde kadınlar arasında hızla yayıldığı görülmektedir.

-Bir örnek verecek olursak:
İlk şehit Ammar bin Yasir’in annesi Sümeyye’dir. Bugünkü İslamcı kuşaktan birçok genç kız ve kadının isminin Sümeyye olması bu bakımdan anlamlıdır. Ebu Süfyan’ın kızı Habibe babasından önce, Fatma’nın İslam’a girişi abisi Ömer’den önce gerçekleşmiştir.

Kadınların Siyasi Hayata ve Cihada Katılımları:

-Habeşistan’a yapılan ilk hicrette de, Medine’ye yapılan büyük hicrette de kadınlar bu zorlu yolculuklara katılmışlardır. Burada eşleriyle birlikte hicret eden kadınlar olduğu gibi yalnız başına da hicret eden kadınlar vardı. Bunun dışında kadınların savaşa katılmaları konusunda da önemli bilgiler bulunmaktadır.

-Örneğin:
Kadınlar ilk dönemde savaş alanlarında erkeklere ellerinden gelen yardımı yapmışlar gerektiği zaman ziynet eşyalarını vererek İslam ordusuna destek olmuşlardır.

-Bu olayları günümüzle karşılaştırdığımızda ise akşamları ya da günün herhangi bir saatinde çocuklarımız ya da kendimizi, gereksiz korku ve endişelerle dışarı çıkmalarına izin verip bir İslami mücadeleye yönlendiremiyorsak bu da bizim ayıbımızdır. Hz. Peygamber ve kadın – erkek onu takip eden dostları, bu anlamda devrimci bir örneklik sergilemişler kadını hayatın merkezine koymuşlardır.

-Müslümanlar kırk kişi olunca Kabe’ye yürürken onların yarısı kadındı ancak Çağrı filminde bu gerçeğe yer verilmedi.

Kadın ve Ekonomik Hayat:

-İlk dönem İslam topluluklarında kadınların daha çok deri işlemeciliği ile uğraştıkları görülmektedir. O dönemde terzilik, çocuk bakıcılığı, sütannelik gibi mesleklerin icrası yanında kadınların ticari faaliyetlere yoğun olarak katıldığını açıkça görüyoruz.

-Kadınlar ticaretin merkezi olan yerlere gerek çarşı gerek pazarlara gidip gerekse satıcılık gerekirse de alıcılık yapılmış ve bu durumdan hiçbir şekilde men edilememişlerdir. Ama asırlar geçtikçe kadın hayattan el çektirilmiştir.

Kadın Erkek Farklılığı Rahmettir:

-Kadın ve erkeği bütün yönleriyle birbirine eşitlemek fıtri olmadığı gibi mümkün de değildir. Biyolojik farklılıklar kadın ve erkeği birbirinden ayırmakta, birbirini tanımlayan unsurlar olarak insan cinsinin hayatını devam ettirmesini sağlamaktadır.

-Rabbimiz insan soyunu devamı için farklı fizyolojik özelliklerle donattığı kadın ve erkeği birbirinde sükûn bulmaları ve aralarında sevgi ve merhamet dayalı bir ilişkinin temellendirilmesi için adeta birbirleriyle örtüşen bir kimlikle yaratmıştır.

-Bu durumu en iyi açıklayan ayet ise Rum suresi 21. ayettir. [O’nun işaretlerinden biri de, sizi cezbeden kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranıza sevgiyi ve şefkati yerleştirmesidir: bunda, kuşkusuz, düşünen insanlar için dersler vardır!]

Farklılık Üstünlük Değildir

-Yaratılıştan gelen farklılıkların üstünlük olarak algılanışı “Üstünlük takvadadır” (Hucurât, 13) ayetinde de görüldüğü gibi kökünden reddedilmektedir.

-Fakat farklılıkları yok sayan bir kadın modeli anlayışı da yaratılışa ait gerçeklerle tezat teşkil eder. Bu konuda kadın erkek farklılığını dile getiren Nisa suresi 32. ayet her şeyi açıklamaktadır.

[O halde Allahın kimilerinize diğerlerinden daha fazla bağışladığı nimetlere imrenmeyin. Erkekler kendi kazançlarından bir fayda sağlarlar, kadınlar da kendi kazançlarından… Bu nedenle lütfu(ndan size bahşetmesini) Allahtan dileyin; şüphesiz Allah, her şeyin tam bilgisine maliktir.]

-Geleneksel yorumlarda kadın erkek için yaratılmış, ilk günahı işleten fitne unsuru, aklı ve dini yarım, dünyada ve ahrette erkekle eşdeğer olmayacak çocuk-insan konumundadır. Biraz önce de bahsettiğimiz gibi kadınlar hep belli bir yerde konumlandırılıyor mesela toplumumuzda derler ki “elinin hamuruyla erkek işine karışma” derler.  Aslında örnek verilecek birçok şey var. Mesela kötü bir şeyden bahsedilirken “bırak şu mereti” derler; hâlbuki “mer’etün” Arapça, “kadın” demektir. Yani kadın bu kullanımda da görüleceği üzere her fırsatta aşağılanır, değersiz bir varlık olarak görülür.

-Fakat Rabbimizin katında kimse doğuştan imtiyazlı ya da doğuştan imtiyazsız değildir. Kişinin kendi iradesiyle gelemediği şeylerle övünmesi anlamsızdır. Takva ise kişinin kendi aklı ve iradesiyle yaptığı bilinçli tercihi ifade eder.

Erkek-Kadın Hiç Kimsenin Ameli Zayi Olmayacaktır

-Rabbimiz kadın erkek hiçbir çalışanının amelini boşa çıkarmayacağını bildirmektedir. Üstelik bu ameller içinde hicret, sürgün, işkence, cihad gibi pek çok siyasi eylemler de zikredilmiştir.

-Buna örnek olarak Al-i İmran 195. ayetini örnek verebiliriz. Bu ayetteki vurgular o kadar çarpıcıdır ki tek başına bu ayet bile pek çok ön yargının sorgulanması için yeter de artar bile:

[Ve Rableri onların dualarını şöyle cevaplar: “İster erkek, ister kadın olsun, (Benim yolumda) çaba gösterenlerden hiç kimsenin çabasını boşa çıkarmayacağım: (çünkü) hepiniz birbirinizin soyundan gelirsiniz. Zulüm ve kötülük diyarından kaçanlara, yurtlarından sürülenlere, Benim yolumda eziyet çekenlere ve (bu yolda) savaşıp öldürülenlere gelince; onların kötülüklerini mutlaka sileceğim ve onları, Allah’tan bir mükâfat olarak, içinden ırmaklar akan has bahçelere sokacağım: Zira mükâfatların en güzeli, Allah katında olanıdır.”]

Kuran Dili ve Kadın

-Kuran vahyinin cinsiyetle ilişkilendirilmesini imkânsız kılan iki unsur vardır. Bunlardan birincisi Allah’ın zatına erkek ya da dişilik gibi hiçbir şekilde cinsiyet izafe edilememesi, ikincisi ise Arapçanın dil yapısıdır.

-Arapça dil yapısı derken:
Arapçada müzekker ve müennes diye iki kavram vardır. Müzekker erkekler için müennes ise bayanlar için kullanılan bir kavramdır.

-Bu nedenle Kur’an’da “ey insanlar! ey inananlar!” gibi eril çoğul kalıp şeklinde kullanılan ifadeler, sadece erkekleri kasteden bir çoğul ifade biçimi bulunmadığından hem erkek hem de kadınları kapsamaktadır. Bu gibi durumlar o toplumdan da kaynaklanan bir şey, çünkü o toplumda erkeklerin sözü geçiyor ve onlar yanlış yapıyor Rabbimiz de onları uyarıyor.

Fitne Anlayışı ve Kadın

-Fitnenin birçok anlamı vardır. Fakat kullanıldığı ayetlere göre anlamı değişen fitne temel olarak deneme/sınama anlamına gelmektedir. Bu kelime zaman içinde çekişmeler ve anarşi anlamına gelmeye başlamıştır. Fakat kadın söz konusu olduğunda ise bu kavram “ayartıcı” anlamında kullanılmıştır. Muhammed Esed fitneyi “kötülük ayartısı” diye çeviriyor.

Takva Elbisesi Tesettür

-Şekil ile takvanın uyumuna örnek verilecek emirlerden birisi de örtünmektir. Takva giysisi hem kadın hem erkek için öncelenen bir bilinç kuşanmasıdır. Mümin kadın ve erkeğin giyim kuşam ve davranışlarının temelini takva bilinci oluşturmaktadır.

-Nasıl ki “ben takva sahibiyim, namaz kılmama gerek yok” denilemezse bir kadının da “benim kalbim temiz örtünmem gerekmez” şeklinde mantık yürütmesi doğru değildir.

-Çünkü başörtüsü, mümin kadının kimliğidir.

İffet ve Tesettür İlişkisi

-İffet ve namus kavramı daha çok kadınlara yakıştırılan bir değerdir. Toplumsal algıda zina yapan ya da iffetsiz davranışlar sergileyen kadınlarla erkeklere farklı bakış açıları mevcuttur. Oysa dinin iffet anlayışı kadın erkek ayrımı yapmaz ve her ikisi için de iffet şartı koşar. Öyleyse tesettür emri iddia edildiği gibi iffeti yalnızca kadına yükleyerek, onu erkeğin hâkimiyetine almayı amaçlamamaktadır. Şu ayetler (Nur, 30-31) aslında bu durumu mükemmel bir şekilde izah etmektedir: [İnanan erkeklere söyle, gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler ve iffetlerini korusunlar; temiz ve erdemli kalmaları bakımından en uygun davranış tarzı budur. [Ve] Şüphesiz Allah onların (iyi ya da kötü) işledikleri her şeyden haberdardır. İnanan kadınlara söyle, onlar da gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler; iffetlerini korusunlar; [örfen] görünmesinde sakınca olmayan yerleri dışında, cazibe ve güzelliklerini açığa vurmasınlar; ve bunun için, başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar.]

-Ya da saçın açık kaldığı ancak bedeni örten bir kıyafetin ne gibi zararı olacağı da modern zamanlarda sorgulanmakta ve başörtüsü anlamsızlaştırılmaya çalışılmaktadır.

Örtünmek Farzdır

-Örtünmenin ve özelde başörtüsü emrinin tartışmaya konu olması başörtüsünün yasaklanması sürecine denk düşer. Şöyle denk düşer, “İslam’da başörtüsü var mı yok mu” tartışması egemenlerin İslami kimlikten kurtulmaları anlamına gelmektedir. Kartel medyasının da desteğini gören bazı ilahiyatçılar başörtüsünün farziyetini tartışmaya açtılar. Bu sun’i tartışmalarla başörtüsünün Kur’ânî dayanaklarını sorgulayarak zihinleri bulandırmaya çalıştılar.

-Bu tartışmalar, İslam’ın bir emrinin doğru anlamak için değil başörtüsü yasağına ilmi (!) bir kılıf bulmak için yapılmaktadır.

-Örtünme yalnızca İslam dini ile gelen bir emir değildir. Tüm kadim medeniyetlerde kadınların başlarının örtülü olduğu bilinmektedir. Batıda bile kadın bir yüzyıl öncesine kadar nerdeyse tesettürlü sayılabilecek kıyafetlerle günlük yaşamını devam ettiriyordu.

Haber: Şule Edizer

3 yorum

  1. ablamızın güzel konuşmasından cok menmunum kadınların bu günkü dünyada kadınların ezildiğini ve bir cok kadının erkeğin alt’ta görüdüğünü acıkladı ağzına sağlık şura kardeş

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*