Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği

Kürt Meselesi Hangi Virajda? / Ahmet Örs

Kapitalizm istediği zaman, konjonktürel olarak ne uygunsa kendi amaçları için o seçeneği kullanmada oldukça mahirdir. Pinochet, bugün lanetli bir diktatör olarak anılıyor herkesin dilinde ama çılgın neoliberal politikaların uygulayıcısı olarak kapitalistler tarafından uzun yıllar desteklendi. Pinochet’nin bir benzeri olarak Kenan Evren de 12 Eylül darbesiyle neoliberal politikaların yılmaz ve öncü uygulayıcısı oldu. Batılıların “bizim çocuklar başardı” övgüsüne mazhar olan Evren’in de bugünkü neoliberallerin dilinde lanetli bir darbeci olması ironinin enteresan örneklerinden değil midir?

Neoliberal politikalar esas, tercihler değişkendir denebilir bu durumda. “Her şeyi neoliberalizmle açıklamaya çalışıyorsunuz” itirazları geliyor birçok çevreden. Her şey elbette neoliberalizmle açıklanamaz ancak bugünkü egemen siyasetin, kapitalizmin neoliberal aşamasından bîhaber anlaşılabilmesi de asla mümkün değildir. Bu açıyı tutturamayanların bugüne dönük tahlilleri güdük kalacaktır.

Kapitalist yayılmacılığın neoliberal aşaması bugün başka tercihlerle bizim ve bütün insanlığın kapısında, karşısında. Ortadoğu’da ılımlı dini süreçlerin neoliberal yayılmacılığın yeni yol haritası olarak tercih edildiğini son on yılda başta Türkiye örneği olmak üzere açıkça gözlemleyebiliyoruz. Sosyal devletin öldürüldüğü, çok uluslu küresel şirketlerin hayatın her alanını özgürce yağmalayabildiği neoliberal dönemde kapalı havzalara girilmesi kapitalizmin gidişatı açısından son derece mühimdi. Pinochet ve Evren modellerinin İran’da devrilen Şah örneğinden ve devrim tehlikelerine mündemiç karakterinden dolayı terk edildiğini, bunun yerine rızaya dayalı sömürü usulünün daha işlevsel olacağı kanaatinin iletişim çağının şartlarından olsa gerek kabul gördüğünü söyleyebiliriz. Özellikle rızaya dayalılık bugünkü siyasal süreç için anahtar kavramlardan biri olarak görülmelidir. Rızaya dayalı sömürü biçiminde ezilenlerin ezilme durumları hakkında yeterli bir fikre sahip olmamaları, Şeriati’nin tanımıyla zindanlarıyla iç içe geçmeleri sonucunu doğuran garip bir durum vardır. İşte o garip durum neticesinde bugün, Cihan Tuğal’ın, sistem tarafından massedilen İslami muhalefetin düzenle bütünleştiğini ve rızaya dayalı bir sömürünün Türkiye’de ılımlı dini-siyasi süreçle yerleştirildiğini iddia ettiği fotoğrafa ulaşmış bulunuyoruz.

Darbelerin işlevsellikleri 28 Şubat darbesinden sonra yitip gitti. (İlerdeki muhtemel konjonktürel durumları bilemeyiz.) Katı ideolojilerin kapattığı ülkelere/bölgelere uluslararası sermayenin rahatlık ve güven içerisinde girebilmesinin imkânları ortaya çıkarılmak istendi ve bunun için demokrat ve ılımlı İslamcı süreçler Ortadoğu’da küresel kapitalizm tarafından desteklendi. Bu minvalde, şiddet ve çatışmadan uzak, darbecilik ve her tür ideolojik vesayetçilikten arındırılmış bir Ortadoğu küresel kapitalizm için vazgeçilmez öneme haizdi.

Bu çerçeveye uygun olarak bölgede İran, Suriye, Hizbullah, Hamas, İslami Cihad gibi yapıların yanı sıra PKK gibi silahlı Marksist örgütlerin de tasfiyesi gerekiyordu. Ortadoğu satrancının önemli figürleri olan diğer ülke ve örgütleri bir kenara bırakarak Kürt meselesi temelinde PKK’nın durumunu bu yazıda tartışmaya açalım.

Ortadoğu’nun, batıda daralan kapitalizme şifa olabilmesi için dikensiz gül bahçesi olması gerekiyorsa rol model diye dayatılan Türkiye’nin Kürt meselesini çözmesi, bu mesele etrafında oluşan silahlı hareketleri tasfiye etmesi gerekiyordu. Rol model olduğu için de kapitalist güçler tarafından ılımlı iktidar süreci de başlatılarak desteklenen Türkiye’nin, eski farklı yaklaşımlar bir kenara bırakılarak PKK’ya karşı da desteklendiği yeni bir sürece geçildi.

Kürt tanımından tutun da Kürtçeye kadar, Kürdistan’a kadar, bütün bunların türevi olan kavramlara sonuna kadar alerjisi olan Türkiye’nin artık bu alerjiden uzaklaştığını görebiliyoruz. Kuzey Irak yönetimi lideri Barzani’yi Kürt sorununda neredeyse hakem rolüne soyunduran bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız. Her gün devlet televizyonlarından yirmi dört saat Kürtçe yayım yapan bir devlet var artık. Hakkâri, Tunceli, Mardin Artuklu gibi üniversitelerde Kürtçe eğitim yapan bir siyaset var önümüzde. Görünen o ki devlet Kürt kavramının devletinden diline, üniversite programından televizyonuna değin her varyantına alışmış, alışıyor, bazı yerlerde zorlansa da alışacak…

Hükümetin ABD/NATO hattında Afganistan’dan Libya’ya kadar koşturup durması, 1 Mart tezkere ısrarından Suriye mevzuuna batılı talepkâr dillerle dalmasına kadar Kürt sorununda da bahis mevzuu egemen güçlere paralel çözümler üretmesinin mümkünlüğü doğrultusunda gelişmelere tanık olacağız gibi görünüyor. Suriye meselesinde partneri NATO/ABD hattının en büyük şeytanlık ve zulümlerini gör(e)meyen Türkiye’nin Suriye müdahalesindeki arzusunu “mazlumdan yana olma” gerekçesiyle açıklamasına Kürt meselesi bağlamında durduğu nokta itibariyle inanmak açık safdillik olacaktır. Bir taşla birkaç kuş vurmak Özal armağanı bir siyasal refleks olarak Türk politikacılarının temel iştihasını ifade ediyor dış politikada ne zamandır. İşte bu doğrultuda Suriye ile birlikte ikinci kuş olarak Türkiye Kürt sorununun PKK ayağından, ABD de tam olmasa da önemli ölçekte İran/Hizbullah ayaklarından kurtulmuş olacak ve küresel kapitalizm için sömürünün daha rahat işleyeceği demokratik rejimler oluşturulacak.

KCK operasyonlarından tamamen şiddet ve savaş konsepti üzerine oturtulan son sürece kadar hükümetin bu konuda küresel partnerleriyle kararlı bir tutum birlikteliği içinde olduğu söylenebilir. Tartışılan yeni yol haritaları PKK/DTK/HDK/KCK gibi yapıların mutlak tasfiyesini öngörüyor. Bölgede kurulacak ılımlı dindar Kürt siyasi partilerinin önünün açılması dillendiriliyor ki yeni konseptle son derece yakın bir siyaset olarak bu doğrultuda son derece mümkün görünüyor. Neoliberal politikaların aslında savaş ve şiddet aygıtlarıyla muhafaza edildiğini ABD/NATO hattının operasyonlarıyla, Kürecik/Libya örnekleriyle yakından gördüğümüz için içerde ve dışarda PKK ve onun siyasi ya da diğer sivil ayaklarına dönük her tür operasyona şaşmamak ve hatta çok daha fazlasına da hazır olmak gerekiyor.

Yeni sürece ilerde uyum sağlayıp sağlamayacağı ihtimal ve tartışmalarını bir kenara bırakarak kapitalizme karşıtlığı Marksist doğasında olması beklenen ve şiddeti temel yöntem olarak seçen PKK’nın, Kürdistan’ın tamamının Kuzey Irak gibi neoliberal yağmaya açılmasını engelleyecek bir yapı olarak görülme şüphesi çoktan idam fermanının imzalanma gerekçesi olmuştur.

Artık her nasıl olacak ise de, örgütün Sri Lanka modeline varana değin tasfiyesi amaçlanmış gibi görünüyor. Tabi örgütün tasfiyesi toplumdaki temellerini nasıl etkiler bilemeyiz ancak küresel destekli böyle bir operasyonun İslami hareketlerin düzenle bütünleşmeleri örneklerini de göz önünde bulundurduğumuzda egemen politikalar nezdinde yakın vadede sonuç alınabilirliği imkân dâhilindedir, diyebiliriz.

BDP/PKK çizgisi, Türkiye İslamcı ya da sol muhalif hareketleri, bölgedeki İslami Kürt çevreleri bu süreci bu ya da bundan farklı usullerle mi okuyorlar, diye sorduğumuzda sağlam cevaplar alamadığımızı görüyoruz. Ana dilde eğitim gibi taleplerin çok yakın bir gelecekte karşılanması durumunda, Kürt kimliğinin müstakbel anayasada tanındığı bir vasatta Kürt siyaseti yapanların yeni pozisyonları ne olacak? Bu cevaplanması gereken önemli bir sorudur ve süreç hızla oraya doğru gitmektedir. Ondan sonra kimlik temelli siyasetin gerekliliği ile yukarıda izah etmeye çalıştığımız yerel-küresel hattın neoliberal dönüşümü ekseninde hangi değerlendirmelerin yapılacağı önem kazanacaktır.

Son olarak, Türkiye İslami çevrelerinin 28 Şubatla terbiye edilen son dönemeçteki rolünden hareketle Kürt İslami çevrelerinin yeni pozisyon alışlarında yukarıda belirttiğimiz teklifler karşısında alacakları tavır önem kazanmaktadır. Yapacakları tercih yerel siyasi oluşumlarla küresel kapitalizmin çıkarları etrafında derinlemesine tartışılacaktır. Bu tercihin niteliği 28 Şubat süreciyle birlikte değerlendirilip Ortadoğu ve İslami hareketlerin geleceği açısından umut ya da mağlubiyet zeminlerine olumlu ve olumsuz etkiler yapacaktır.

platformhaber.net

Yorumunu bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir