Dipten Çıkış

Bazen bu memleketin halleri insanı dibe çökertiyor. Gencecik insan bedenleri tabutlarda evlerine döndüğü zaman… Ölü bedenler üzerinden bitmek tükenmek bilmeyen savaş çığırtkanlığı ortalığı kasıp kavurduğu zaman…

Televizyonlara çıkıp “versinler bana şu kadar asker, terörü şu kadar günde bitireyim!” diye ahkâm kesenler; “Apo’yu asalım, öldürelim” diyerek Red Kid çizgi romanlarının cenaze levazımatçısına özenenler; Uzak Batı’nın düzmece mahkemeleriyle namlı hâkimi, “linç yasalarının” patentine sahip Charles Lynch’e rahmet okutan çakma yargıç özentilerinin hiçbirinin referansı bu memlekete ait değil. “Kökü dışarıda” dedikleri PKK’ya karşı, “kökü dışarıda” olan kendi zihniyetlerinin sindiği bir strateji oyunuyla zehirliyorlar bu memleketi…

Ölen insanların yakınları “Yeter artık, çocuklarımız ölmesin!” diye bağırırken, biraz olsun duyulmayı beklerken, “köylüyü terörist sandık”, “teröristi çoban sandık” deyip, ölümleri “teferruat” ve de “normal” olarak görenler, hangi silahlarla donanılırsa, kaç tane “Awacs”, kaç tane “Heron”, kaç tane “Sikorsky” (isimler bile ne kadar “millî” değil mi?!), kaç tane bilmem hangi marka ölüm makinesi alırlarsa savaşı kazanabileceklerini hesaplamaya çalışıyorlar.

Dışarıda, bu toplumun “dışında”, insanlardan uzakta bir yerde, oyunlarını, ne pahasına olursa olsun, sürdürmeye gayret ediyorlar.

Bazen de öyle traji-komik olaylar oluyor ki, insan şahit olduğuna utanıyor. Başbakan’ın Gediktepe’deki siperde komutanlarla birlikte yere “çömeldiği” için, birtakım medya erbabı ve ana muhalefetin taze lideri tarafından aşağılanıyor. Oraların tecrübeli komutanlarına dair yorum yapamıyor, ancak Erdoğan’a akılları sıra “korkaklık” yakıştırması yaparak, kendilerini ucuz kahramanlık statülerine yükseltiyorlar. Bu zevatın ciddi olduğuna inanmak istemiyorsunuz. Ama hayır ciddiler!

Bir başkası Kürt sorununu çözmek için Türklerin “zaten bu topraklarda varolan bir geleneğe uygun olarak” ikinci bir eş –bir Kürt kadını!- almalarını öğütlüyor! “Kız aldık, kız verdik” deyişini hayata geçirmeye çalışıyor aklınca… Neresinden tutacağınızı bilemiyorsunuz. Kadını alınıp satılan bir mal gibi görmesini mi? Neden Türk kadınlarını Kürt erkekleriyle evlendirmeyi düşünmediğini mi? Sınıf atlayan birtakım muhafazakâr ataerkillerin dinî referansları araçsallaştırıp, her şeyi kendilerine mubah görmelerini mi, “metres” mekanizmasına nasıl kılıf geçirdiklerini mi? Hiçbir yerinden tutamıyorsunuz, inanamıyorsunuz. Ama hayır, ciddi görünüyor!

Hiçbirinin “şu memleketin dibinde yaşayan insanları tanımıyoruz; oturduğumuz yerde atıp tutmak yerine, gidip varalım ne isterler, dertleri nedir diye soralım” demek akıllarına gelmiyor. Silah külah tartışması yapmak, çömelmek çömelmemek, kadın ithal etmek gibi akıllara seza önlemlere kafa patlatmak yerine, “köylerimizi, şehirlerimizi ‘kardeş’ ilan edelim; biz onlara anlatalım, onlar bize anlatsın; ortak projeler geliştirelim; dertlerimizde ortaklaşalım, ortak çözümler bulalım” diye düşünemiyorlar.

Savaş lordları, polemik sever, çömelmeyen ucuz kahramanlar, cin fikirli dâhiler, cellât ruhlu analizatörler insana “zavallı memleketim” dedirtiyor, insanın umudunu kırıyorlar.

Ancak, bütün bu zavallılık hallerinin vardığı traji-komik nokta, kökü dışarıda militarist-stratejist söylemin de artık tükendiğini, sona erdiğini gösteriyor. Ve inatla, umudu korumak için, “hayır, insan zaviyesinden bakıldığında başka bir seçenek var” diyenlerin umudu boşa çıkmıyor.

Bir yandan, Diyarbakır, Mardin, Batman’dan onlarca, yüzlerce sivil toplum kuruluşu “şiddete son” çağrısı yapıyor. Aynı anda, memleketin dört bir yanından şiddetsizlik çağrıları yükseliyor. Diğer yandan Tokat’tan sivil toplum kuruluşları, “Gazze’deki kardeşlerimiz için son derece haklı olarak gösterdiğimiz duyarlılığı, kendi coğrafyamızdaki bu soruna karşı da sergilemeye” davet ediyor; “İslami tutumun, tarafını, hakkaniyetten ve vicdandan yana seçmek” olduğunu ilân ediyor; “devletin hükümetten başlayarak bütün kanatlarına, Kürt meselesinde rolü ve etkisi bulunan istisnasız tüm taraflara, İslami inancımızın gerekleriyle barış ve adalet çağrısı” yapıyor.

Tam da zavallı, trajik ve komik hallerin yanında, bu komik hallerin yazarlarına rağmen, o umut çıkıyor, en derinlerde saklandığı yerden…

Ferhat Kentel
Taraf | 03.07.2010

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*