Türkiye’de İslamcılık ve Özeleştiri

Yeni yayımlanan kitapları çerçevesinde Hamza Türkmen, Tokat’ta, “Türkiye’de İslamcılık ve Özeleştiri” konulu bir konferans verdi.

Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği’nin (TOKAD) yeni yerinde gerçekleştirilen konferansa Türkiye ve İslam dünyasındaki tarihsel İslami köklere vurgu yaparak başlayan Hamza Türkmen öncelikli olarak ulaştığımız sürecin tahlilinin iyi yapılması gerektiğini vurguladı.

Ümmet diriliğinin kaybedildiği uzun yüz yıllar boyunca bozulanı ıslah etmeye gayret eden bir damarın var olduğunu örnekleriyle hatırlatan Türkmen, yakın dönemde Cemaleddin Efgani ve arkadaşlarının Kur’an merkezli bir ihya ve ıslah projesi başlattıklarını, bu hareketin tesirlerinin birçok yerde karşılık bulduğunu ifade etti.

Dağılan Osmanlı yapısının yerine inşa edilen ulus devlet sürecinin yeni bir toplumsal kurguyu hedeflediğini, bütün dini ve kavmi kimlikleri laik temelde Türk ulus kimliğinde meczetmeye çalıştığını söyleyen Hamza Türkmen, Türkiye’deki temel çatışmanın ulus kimlikle İslami kimlik arasında yaşandığını vurguladı. Bu çatışmanın devrimlerden sonra sık aralıklarla gerçekleştirilen darbeler ve muhtıralarla yaygınlaştırılmaya çalışıldığını, en son 27 nisan muhtırasında belirtilen tehdit algılamalarının irtica vurgusuyla başörtüsü ve Türk ulus kimliğine duyulan tepkiler çerçevesinde dillendirildiğini söyleyen Türkmen bu sürece karşı kendini Müslüman olarak tanımlayanların tavır ve tepkilerini geniş bir şekilde tahlil etti. Bu vesileyle Ergenekon soruşturmasıyla ortaya çıkan tabloyu iyi okumamız gerektiğini, sistem içinde ulus kimliği içselleştirmiş kanatlar arasında yaşanan bir mücadeleyle karşı karşıya olduğumuzu ifade eden Türkmen,  sadece ılımlı-liberal anlayışla geleneksel eğilimi sürdürmeye çalışan anlayışın çatıştığını söyledi.

Osmanlı geleneksel yapısını tevarüs eden tarikat-tasavvuf temelli yapılanmaların cumhuriyetin baskıcı politikaları nedeniyle zamanla dayatılan kimliklere eklendiğini, bin yıllık tarih vurgusu ve kutsal vatan toprağı-bayrağı anlayışlarıyla kendilerini tanımlamaya başladıklarını, sağ partilerin oy deposu olduklarını dile getiren ve bunu bugünkü Ortak Akıl Hareketinin ‘Milli Egemenlik, Demokrasi’ vurgulu, birçok yönüyle cumhuriyet mitinglerine benzer faaliyetleriyle örneklendiren Türkmen, buna mukabil 60 ve 70’li yıllardan itibaren tevhidi arınma sürecinin almaya başladığı yolun bugüne uzanan çizgilerini ana hatlarıyla izah ettikten sonra nicelik olarak değil ama nitelik itibariyle önemli bir kavrayış konumuna ulaştığımızı belirtti.

Tevhidi arınma sürecinde yaşanan sorunlara, yaşanan savrulmalara, 28 şubat sürecinin açtığı yaralara değinirken hastalıklı ağacın esen rüzgâra dayanamayacağı örneğinden hareketle bünyede oluşan veya var olan zaafları gideremeyen hareketlerin zamanla savrulma ve dağılmalara maruz kalacağını anlatan Türkmen, birçok tevhidi çevrenin bu durumu yaşadığını hatırlattı. Plansız, programsız, projesiz hareketlerin bu sonucu yaşamaktan kurtulamayacağına işaret eden Türkmen yaşanan süreçte ortaya çıkan zaaflı eğilimleri şu şekilde tasnif etti : -İçe kapanan, kendini savrulmalara karşı korumaya çalışıp zamanla mistisizme kayan anlayışlar, -Başarısız olduğu zannıyla yöntemini beğenmeyerek iktidara giden siyasi süreçlere eklenip kendini kurtarmaya çalışanlar, -Şiddete meyleden hareketlere ilgi duyanlar. Bunun yanında düşünsel çerçevede de Kur’an anlayışını bulandıran modernist çabalarla tarikat anlayışlarının niyetlerine dikkat çeken Hamza Türkmen, tarihselci çabalar içindeki akademik çevrelerin ifsad edici çalışmalarından uyarıcı hatırlatmalarda bulundu.

Bu olumsuz tavırlara karşı tevhidi uyanış sürecinin takipçileri olarak Seyyid Kutub’un ısrarla vurguladığı Kur’an neslini inşa çabalarına omuz vermemiz gerektiğini, irili ufaklı istişari öbekler oluşturarak Kur’an merkezli bir hareketin oluşumuna katkı sağlama sorumluluğumuzu vurgulayan Hamza Türkmen, daha önce hiç olmadığı kadar zengin bir tecrübe ve bilgi birikimine sahip olduğumuzu, İslam dünyasına nazaran iyi bir düşünsel seviyeye ulaştığımızı, bunların bir imkân olarak bizi besleyeceğini ifade etti.

Hidayet rehberimiz olan Kur’an’la kendimizi ve kapitalizmin boğduğu insanları hakikatin şahitliğine çağırmamız gerektiğini hatırlatan Hamza Türkmen, Kur’an’ı anlama çabalarının sosyal bir şahitliğe dönüşmesiyle değer kazanacağını, gerçeklikten kopuk bir Kur’an çalışmasının bir şey ifade etmeyeceğini, çabaların istişari birlikteliklere dönüşmeye matuf olması gerektiğini söyledi.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*